galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2011 Pazar

Euroleague'e 1 Kala

Galatasaray ve Euroleague... Evet, bunun gerçekleşmesine sadece 40 dakika kaldı... Oktay Mahmuti'nin geçen yıl takımın başına getirilmesinden sonra başlayan süreç bugün galibiyetle noktalanırsa sarı kırmızılı takım 1.5 yıl içerisinde dibi de zirveyi de görmüş olacak. Bu yıl sezon başlamadan önce Galatasaray'ın kadrosuna bakan herhangi bir basketbolsever karşısında bir Euroleague kadrosu görüyor şüphesiz... Geçen yıl TBL finali getiren savunma ağırlıklı sistem hala korunmakta, ve her pozisyondaki oyuncu kalitesi bir üst seviyede.

Girişi çok uzatıp, can sıkmayalım... Hemen ön elemedeki ilk iki maçın analizine ve Rytas maçının değerlendirmesine geçelim.

Göze çarpan ilk şey skorlar ne kadar net olursa olsun; takım içerisinde düzeneklerin tamamen yerine oturamadığıydı. Savunmada sertlik seviyesini yükseltememek ASVEL maçında çok can yakabilirdi. Fransızlara istedikleri basketbolu oynama imkanı verdik, 83 sayı gördük potamızda. Açıkçası 14/23' lük üçlük yüzdesi olmasaydı, mağlubiyetin gelmesi işten bile değildi. Tabi hücum ribaundlarındaki problemi de es geçmemek gerek. Ancak  çoğu takımın şu tarihlerde hazırlık maçı yaptığını düşünürsek, savunmadaki bu düzensizlik çok normal.

Hücumda iki maçta da farklı isimlerin sivrilmesi yeni Galatasaray'ın kadro derinliği açısından da ne kadar avantajlı olduğunu gösterdi. İlk maçta Luksa Andric ve Jamon Gordon'un etkili performansları söz konusu iken, ASVEL karşısında dışarıdan Lakovic, boyalı alandan Songaila devreye girdi. Kısa vadede işlerin böyle gitmesi çok iyi ancak uzun vadede bireysel performanslarla bir yere gelinmesi zor.

'Takım ne güzel gidiyor, tam havaya girmişiz. Senin şu yazdıklarına bak!' diyor olabilirsiniz, haklısınız. Ancak Lietuvos Rytas gibi ciddi bir rakip karşısında bu noktalara dikkat edilmesi lazım. Pota altında sertliği her zaman üst seviyede tutmak, Valanciunas'ın skor bulmasına izin vermemek ve ne olursa olsun bir Litvanya ekibiyle, Litvanya topraklarında oynadığımız için form tutmalarını engellemek kritik noktalar.

Oktay Mahmuti önderliğinde Galatasaray tarih yazmaya çok yaklaştı. Takımda herkes elinden gelenin en iyisini yaptığı sürece noktayı mutlu bir şekilde koymamak için geçerli bir sebep yok.

Kubilay ARSLAN

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Doğru Hamleler



Galatasaray transferi bitirdi. Finallerin bittiği günden itibaren yaklaşık 3 hafta içerisinde çok yerinde işler yaptı Galatasaray... Futboldan örnek verecek olursak ne Ankaragücü gibi her sezon 'sil baştan' yapıldı ne de Fenerbahçe gibi başarılı sezonun ardından 'zaten şampiyon kadro, kadroyu kouryalım' gibi bir düşünce ile yapılmadı transferler. Burada amacım Ankaragücü ve Fenerbahçe'yi kötülemek değil, yanlış anlaşılmasın.

İlk olarak, Oktay Mahmuti görevde kaldı. Oluşturulmuş çekirdek ve planın bozulmaması adına çok önemli bir karardı. Mahmuti 2010-2011 sezonunda elindeki (bana göre) sınırlı kadroyla savunma ağırlıklı bir takım oluşturarak TBL'de Efes'i arkasına aldı ve FB Ülker ile final oynadı. Onun gitmesi her şeyin yeniden başlaması, aynı defterde yeni bir sayfanın açılması demekti.

Transferleri değerlendirmeye geçersek... Bir kere hepsi yapının etrafında toplanacak isimler, hiçbiri bir Igor Rakocevic sorunsalı yaratmaz Galatasaray'da. Ve öyle kaliteli oyuncular ki tam Euroleague takımı oldular. Yabancı olarak Gordon, Lakovic, Songaila. Yerli olarak Ender , Cevher ve Furkan. Gidecekleri düşünürsek benim kafamdaki kadro şöyle:

PG:Lakovic-Ender-Tutku
SG:Jamon Gordon-Joshua Shipp-Evren Büker
SF:Haluk Yıldırım
PF:Shumpet-Songaila-Cevher Özer
C:Andric-Furkan

SF pozisyonundaki boşluk sizi meraklandırmasın Cevher, Shumpert, Shipp gerektiğinde SF oynayabilirler. İlk olarak Lakovic'den başlayalım. Yapılan transferler arasında kulağımıza en tandık gelen isim şüphesiz Lakovic... Hani maç içinde olur ya, rakip seri yakalamıştır, hücumda kitlenmişsindir, kilidi açacak birini ararsın. Seni o cehennemden çekip çıkaracak birini. İşte bu işi Avrupa'da en iyi yapan birkaç oyuncudan biri Lakovic. Galatasaray'ın geçen yıl yaşadığı bu sıkıntıya (özellikle final serisinde) ilaç olabilecek bir oyuncu. Savunma konusuna gelirsek... İşte sorunlar burada başlıyor. Oyunun öbür tarafında seyircileri çıldırtacaktır muhtemelen Lakovic. Ukic'i , Teodosic'i ya da Euroleague'de herhangi iyi bir skorer gard'ı tek başına savunması mümkün değil. 2 numarada bu defoyu kapatacak Gordon'la oynaması mümkün Lakovic'in. 'E 1 numaraya Lakovic'i koy, 2'ye Gordon'u, istersen uzunlarda Songaila-Andric olsun da bu yabancı sınırlaması ne olacak?' diyorsanız işin o kısmı Oktay Mahmuti'ye kalmış. İnşallah TBL-Avrupa dengesini sağlamayı başarır, geçen yıllarda Efes'in yaşadığı sıkıntıları yaşamaz Galatasaray.

Gordon ve Songaila yabancı pozisyonunda ad yapmış, ne vereceği belli olan isimler. Gordon tam bir savunmacı. Ömer Onan'ın Fenerbahçe'de yaptığı gibi rakip takımların yıldızlarını tutacaktır. Songaila ise benim nezdimde tartışılabilecek tek transfer. Lakovic'in uzun versiyonu olan Songaila iyi bir hücüm alternatifi , orta mesafe oyunları süper ancak pota altı ve savunma sıfır. Ve bu oyuncunun maliyeti 1.5 milyon dolar. Gerekli miydi, bilmiyorum. Hücumda bol alternatif arıyorlasa, tebrikler, başarılı oldular. Ama Galatasaray'ın pota altına gereken şu anda alternatif değil.

Yerli transfeler ise nokta atışı. Furkan Aldemir, büyük yetenek, gelecekte Milli Takım'da ve NBA'de izleyeceğimiz bir oyuncu. Olgunlaşma döneminde olmasına rağmen çok büyük katkılar verebilir. Cevher Özer, yıllardır oynadığı Beşiktaş'ta kendini kanıtladı. Oktay Mahmuti'nin favori oyuncularından biri olabilir. Ender Arslan'ı Efes'te havlu sallarken gördükçe 'Ender Efes'te kalmaz artık.' diyordum içimden ancak geleceği takımın Galatasaray olabileceğini hiç düşünmemiştim. Lakovic gelmeden önce kendini kanıtlayabilme fırsatı bulabilecek kadar süre alacağını düşünüyordum. Ama mevcut durumda 3.guard olarak gözüküyor Ender. Sınırlı zamanda iyi oynayacaktır ancak kendi kariyeri açısından doğru kararı aldığını düşünmüyorum.


                                                                                                                                 Kubilay Arslan