11 Kasım 2011 Cuma

Euroleague Gününden Notlar





PANATHINAIKOS - CSKA:


Maçı bugün kayıttan izledim. Bilgiler tazeyken bu maçtan başlıyorum, Efes - Maccabi biraz sonra...

-Müthiş bir maç oldu. Artık rastgele kullanılmaya başlayan 'Bizi basketbola doyurdu' cümlesini hakkıyla karşılayacak cinstendi.

-Maçın geneline bakıldığında oyunu Pana'nın kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Hücum sisteminde pick&roll'u 1 numaralı silah olarak kullanan Obradovic, maçın başlarında bunu Diamantidis/Maric ikilisiyle etkili kullandı. İyi bir bitirici olan Vougioukas ve pick&roll sonrası dışarıya açılıp şut tehtidi yaratabilecek Smith'i kadrosunda bulunduruyor PAO. E, bu işin üstatlarından Jasikevicius'da mevcut. Daha ne olsun..

-İlk devrenin sonunda CSKA'nın skorda geride kalmasının en büyük sebebi şüphesiz Kirilenko - Teodosic ikilisinin etkisiz kalmasaydı. Ancak 3. çeyrekte CSKA'nın akıcı hücum ederek farkı kapatmasında en büyük etken Teodosic oldu. Kirilenko ise belki de maçın en kritik hamlesini yaparak, bitime 5 dakika kala CSKA adına kıvılcımı çaktı.

-4.çeyrekteki geri dönüşte elbette ki Kirilenko bireysel olarak başı çekti ancak takım olarak yapılan sert savunma Yunan ekibinin oyundan düşmesine sebep oldu. Savunmaya ek olarak, Krstic'in 4'lemesine rağmen hücumda etkili oynamaya devam etmesini de unutmamak gerek.

-CSKA'da pas trafiği kimi zaman baş döndürücü seviyelere ulaşabiliyor. Ama işler ters gittiğinde pasif kalmaları kendileri adına olumsuz bir not. PAO'nun dünkü maçta bu tip anlarda boğucu savunma yaparak durumu kendi lehine çevirmeye çalışması özellikle 2.çeyrek ve 4.çeyreğin başında sıkıntılı anlar yaşattı Rus ekibine.

-Son bir not da Jasikevicius için. Geçen yıl Fenerbahçe Ülker'e yarardan çok zararı olmuştu bana göre ama Pana'da düzeni bozmadan çok verimli oynuyor. Top kayıplarını minimize ederek oynuyor ve her zamanki gibi takımı yöneterek, boş şutlarda cezayı kesmesini biliyor. Rolünü kabul ederek, Diamantidis'den rol çalmaya çalışmaması da önemli yeşil-beyazlılar için.


ANADOLU EFES - MACCABİ ELECTRA:


Efes'te yıllar geçmesine rağmen bazı şeyler hiç değişmiyor, hep aynı kalıyor. Dün Sinan Erdem'de gördüklerimiz bunun kanıtı. Maç içinde birçok kez tempoyu ayarlama, oyunun kontrolünü eline alma şansı elde eden Efes, bütün bunları elinin tersiyle itti ve maçın bu noktaya gelmesine sebep oldu. Göze çarpan bazı notlar şöyle;


- Maccabi karşısında Vujacic'in hareketlerini, şutlarını kesip ayrı bir video yapsak maçta neler olup neler bittiğini rahatça anlayabiliriz. Giren şutlar, üçlük çizgisine alternatif olarak yapılan penetreler Efes'in grafiğini yukarı çekerken, kötü oynadığında yaptığı işlere saplantılı derecede bağlanıyor, bırakmıyor. Eh, böyle olunca da Efes hücumunda akıcılık, top paylaşımı falan kalmıyor. Biraz uç bir örnek olabilir ancak Fenerbahçe'deki Jerrells'a benzetebiliriz kendisini. Vujacic hakkında son cümle İlker Üçer'den (nam-ı diğer Marko) geliyor: 'İki ucu boklu değenek'


-Maccabi'nin evinde Real Madrid'i yendiği maçı izleyenler hatırlar, koç Pablo Laso Schortsanitis'i savunmak için, ilk beşte Ante Tomic yerine Mirza Begic ile başlamıştı. Ancak Sofo iki oyuncuya da karşı net üstünlük kurmuş, pota altını domine etmişti. Dün akşamda Barac - Batista ikilisi yunan oyuncuya 1'e 1'de çare olamadı. Euroleague'de Schortsanitis'in fiziğine yaklaşabilecek nadir oyunculardan Batista'nın bile savunmada sorunlar yaşaması -Schortsanitis özelinden çıkıp genele baktığımızda- Maccabi'nin boyalı alandan %60 ile oynamasına sebep oldu.


-Laf pota altından açılmışken, savunmada olduğu gibi hücumda da sıkıntıların olduğunu söylemek lazım. Barac'in pick&roll sonrası sayıları Efes'in bu bölgedeki tek silahıydı. Özellikle maçın sonlarında içerinin unutulması, fast-break'de üçlük denenmesi gibi unutmak isteyeceğimiz anların yaşanmasına yol açtı. Bu arada Efes maç boyunca tam 33 üçlük denedi. Evet, 33 ...


-4 numaradan beklenen verim alınamadı. Ersan ve Savanovic'in isim olarak çok ön plana çıkmaları, bizleri de beklentiye sevk ediyor. Elbette iki oyuncudan +50 ranking gelmesini beklemek hayalcilik olur ancak Ersan'ın bazı anlarda sazı eline alıp, maçın gidişatını etkileyememesi, Savanovic'in 22 dakikada 0 sayıda kalması hoş karşılanacak şeyler değil.


-Son satırlar ise Maccabi için.. David Blatt'in yarattığı takıma ve sistemine saygı duymamak elde değil. 26 basketin 22'sinin asist üzerinden geldiğini söyleyip noktayı koymak da mümkün ancak Farmar kumarının tutması onları F-4'a kadar götürebilir. Geçen sezonki kadrodan Eidson ve Pargo gibi önemli isimleri kaybettiler ama oyun anlayışları değişmiş değil. Tempoyu üst seviylere çekmeyi seviyorlar ve karşılarına bu tempoyu kesebilecek bir takım çıkmadıkça en az Barcelona ve CSKA kadar şampiyonluk adayılar.

4 Kasım 2011 Cuma

Murat Özyer Röportajı


Uzun süredir bu röportajı gerçekleştirmek için çabalıyorduk. Sonunda oldu. Basketizm'den Burak Atlayan aracılığıyla iletişime geçtiğimiz TED Kolejliler baş antrenörü Murat Özyer ile röportajımızı yine Basketizm yazarlarından Ebru Erdoğan ile birlikte gerçekleştirdik. Buyrun;

Ted Kolejliler maceranız nasıl başladı? 2011/2012 sezonuna takımınızla nasıl hazırlandınız?
Okul kaynaklı bir kulüpte ve camiada yetişmiş biri olarak ; Kolejliler ‘in bir parçası olmaya çalışmak benim değer verdiğim bir konu. Türk basketbolunun gelişmesinde önemli bir rol oynamış, pek çok önemli sporcu, spor adamı yetiştirmiş camianın en çok değer verdiği erkek basketbol takımının başına geçmek benim için değerliydi. Bunun altını kalınca çizmek istiyorum. İkinci olarak ise başkanımız Önder Bülbüloğlu ve yönetim kurulunun bakış açısı, hedefleri ve vizyonu beni heyecanlandırken,ayrıca birçok Beko B.L. kulübü gibi kurumsal ve finansal yapısının oturmuş olması da benim için önemli değerlerdi.
Bu yolun devamında Avrupa kupalarında oynamak var.Sizin de takip ettiğiniz gibi KADIN basketbol takımımız 10 sene ardından 1.lige yükseldiği sene ;diğer takımlar Avrupa Kupalaranına katılmak istemezken TBF’nin Avrupa kupasına katılma teklifine olumlu cevap vermiştir.Bu da bizim kulübümüzün basketbol vizyonunu gösteren kararlardan biridir.
* Bu sene çok net 2 hedefimiz var;
* Beko Basketbol ligine 2.Lig ŞAMPİYONU olarak çıkmak.
* Kolej camiasının basketbol heyecanını yükseltmek.
Bu uzun bir maraton. Kolej, birçok başarıya imza atmış köklü bir kulüp. Büyük adımları, büyük camialar atar. Hep beraber başarmak için hazırlanıyoruz.
Yaşar Sevim Turnuvası ve Tansev Mıhçıoğlu Turnuvası’nda kendinizi test etme imkanına sahiptiniz. Takımı nasıl buldunuz ?
Bu iki turnuvada da takımı öncelikle karakterini oturtmayı ana hedef olarak belirledik. Önemli yol kat ettik. İki turnuva tamamen birbirinden farklı idi. İlkinde 1.lig takımları ağırlıklı iken 2. turnuvada sadece 2.lig takımları vardı. Ben bütün yazı boş geçirdiğimizi düşünüyorum ( abartarak söylüyorum tabii) . TB2L ‘de ” efsane ” olarak yaratılmış bir sertliğe hazırlandık ama bütün hazırlık döneminden sonra “yenileştirilmiş” kurallar çıkınca donduk kaldık. Halen uyum sağlamaya çalışıyoruz.
TB2L’de Beko Basketbol Ligi kadar çekişmeli geçecek gibi gözüküyor. Fikstür değerlnedirmesi alabilir miyiz?
TB2l bu sezon yeni yapısı, yeni statüsü ve yeniden yapılanmış takımları ile çok çekişmeli başladı. 10-15 hafta da öyle geçecek. BEKO B.L. ‘deki bazı takımların dar rotasyonlu kadrolarla lige başlaması, Türkleştirilmiş oyuncu sayısının ligde artması; bazı tecrübeli oyuncuların TB2l’ye yöneltti. Bu da denk takımlardan oluşan bir lig ortaya çıkarttı. İşler geçen senelere göre daha zor ,bir de yeni kurallardaki hassasiyeti ekleyince lig Alfred Hitchcock filmlerini andırmaya başladı.
Sizce TB2L’nin göze çarpan en önemli özelliği nedir? Euroleague’de savunma ve sertlik, NBA’de daha çok şova yönelik basketbol olduğu gibi…
Bu soruyu yazın sorsaydın ,TB2L’de farklı bir basketbol ve tarifinde zorlanılacak bir sertlik derdim. Ama TB2L ‘yi geldiğimiz 5.haftada tarif etmek zor.
Mevcut kadro ile takım karakterinizi nasıl tanımlarsınız? Savunma ağırlıklı mı, hücum ağırlıklı mı?
BEKO B.L. ‘ne çıkmak için hem hücumu hem de savunmayı iyi yapmamız lazım. Biz önce savunmamızı oturtmaya çalışıyoruz. Ufuk Gürgen’in yokluğu ve temasa daha az izin verilmesi bizi savunmamızda radikal değişiklikler yapamaya zorladı. Topu paylaşmağa gayret edip takım savunmasını üst seviyeye çıkartmak istiyoruz.
Daha önce TÜBAD’ın web sitesinde Pick&Roll ile ilgili bir yazınızı okumuştum. Takımda da Pick&Roll’u önemli bir silah olarak kullandığınız gözüküyor. Hücum sisteminizde P&R’un yeri ne?
P%Roll son senelerin ön plana çıkan en önemli hücum şekli oldu. Biz de iç-dış dengemizi bozmadan oynamaya gayret ediyoruz. Henüz çok başarılı olduğumuzu söyleyemem.
Türk Telekom sonrasında Hacettepe Üniversitesi de 1.ligde. Ayrıca 2.ligde de 5 Ankara takımının olduğu göze çarpıyor. Bu Ankara Basketboluna nasıl bir katkı sağlar sizce?
Ankara’dan 2 takımın tekrardan Beko Basketbol Ligi’nde mücadele edecek olması çok önemli. Umarım bu sayı gelecek sezon artar. TB2L’de ki Ankara takımlarının saysının artması ve iddalı olmaları başkentin basketbol potansiyeli ortaya çıkaracak.Türk Basketbolüne yön veren şahir eskiden ANKARA idi.Bence bu enerji Beko Basketbol Ligi’ne mutlaka olumlu yansıyacaktır.Basketbol kulüplerimizin kalıcı organizasyonlar yapması çok önemli. Yatırımların geri dönüşleri mutlaka olacaktır.
Geçen yıl NTVSpor’da Dünya Basketbol Şampiyonası’nda, bu yıl da CNN Türk’te Two Nations Cup’ta yorumculuk yaptınız. Bana göre yorumlarınız gayet de keyifliydi. Bir tercih yapmanız gerekse hangisini tercih edersiniz? Neden?
TV’da yorumculuk yaparken en az takımların koçları kadar teknik konulara çalışıyordum.Ama adrenalin yeteri derecede yoktu. TV yorumculuğu için Kaan Kural’ın bana verdiği öğütü dinledim;evde arkadaşlarımla maç seyrediyormuş gibi davrandım.Ben eğleniyordum ,keyifliydi.Tercihim mutlaka sahada olmak olur.Çünkü aksiyon,heyecan,ter,kan ,göz yaşı,dayanışma ,ihanet,yarışma ne ararsan var.
Ülkemizde eğitim ve spor bir arada götürülebilir mi? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Malesef ülkemizde spor ve eğitim aynı anda yapılacak durumda değil. Bu konuya sayfalar yetişmez o sebeple kısa kesiyorum.
Eşinizle ve kardeşinizle aynı meslektesiniz. Bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir?
İkimiz de profesyonel antrenörlük yaptığımız için en önemli şey “ailece beraber” olabilmek.Bu sezon avantaj bizde. İkimiz de aynı mesleği yapınca adrenalin iki kata çıkıyor ,olumlu kullandığımız sürece sağlıklı ve genç kalıcağımızı düşünüyoruz  :)
Kubilay Arslan – Ebru Erdoğan

20 Ekim 2011 Perşembe

Devotion


Tatil döneminde yapacak bir şey bulamaz, 'Ah bir maç olsa da izlesek' derdik. Ancak genellikle böyle bir şey olmaz, biz de eski maçlara geri dönerdik. Şimdi öyle mi? Euroleague maratonu başladı, TBL ve diğer ülkelerin ligleri devam ediyor. Her gün program dolu, yoğun...

Sizce yukarıdaki bahaneler, bu satırları yazan yazarın 10 gündür yazmaması için yeterli midir? Değildir, dediğinizi duyar gibiyim. Aynı şekilde 'Euroleague hakkında bir şeyler okumak için girdik buraya, kalkmış neler anlatıyor!' dediğinizi de duyuyorum. Ve daha çok can sıkmadan geçiyoruz dünkü maçlara...

İlk karşılaşma İstanbul'da Fenerbahçe ile Caja Laboral arasında oynandı. Sinan Erdem'deki WTA Tenis şampiyonası sebebiyle maç Abdi İpekçi'deydi. Ve geçen yıl Sinan Erdem'deki Euroleague maçlarında 15.000 kişilik atmosferi bizzat görmüş biri olarak, salonun yarısının bile zar zor dolması beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hücumda Fenerbahçe'nin akıcılığı sağlaması için Ukic-Preldzic ikilisinden birinin sahada kalmasının şart olduğunu bu maçta bir kez daha gözlemledik. O zaman size bir soru? 2.çeyreğin başında Laboral'in maça dahil olduğu sekansta PG kimdi? Evet, bildiniz, Curtis Jerrells. Onun guradlığında temponun düşmesi ve akıcılığın kaybolması Fenerbahçe'nin ilk çeyrekte yakaladığı bütün avantajı sildi attı. Hala beklemedeyiz, ama artık hazırlık döneminde değiliz, bir an önce toparlanması ve en azından Partizan günlerindeki oyununa geri dönmesi lazım.

Yukarıda hücum için kilit isimler arasında saydığımız Emir Preldzic'in yokları oynaması da başka bir negatif not. Artık genç, gelişimini izlediğimiz bir oyuncu değil. İşler ters gittiğinde takıma nefes aldıracak, bireysel yetenekleriyle hücumda katkı sağlayacak bir oyuncu. Toparlanması lazım...

5 asistin üzerine konuşulacak pek bir şey yok, bir elin parmaklarını geçmeyen asist sayısına rağmen maçın son topa kalması bile mucize.

Hücum konusunda yazacağım son şey ise pota altı. Gist takıma müthiş bir enerji getiriyor, uçuyor kaçıyor ancak bir hücum silahı görüntüsü çizdiğini söylemek güç. Vidmar, oyunun belli dönemlerinde kendini belli ediyor -ki bu durumda Oğuz'dan daha az süre almasının (17 dk) büyük bir etkisi var- Kaya ve Oğuz zaten sıfır. Maç öncesi yanılmıyorsam Ertuğrul Erdoğan pota altında ağır basan taraf olduklarını söylemişti. Dün Abdi İpekçi'de bu avantajlarının sahadaki işlevini göremedik.

Oyunun diğer tarafına, savunmaya da, bıraktığımız yerden, pota altından başlayalım. Uzunların erken faul problemine girmesi Laboral'in topu boyalı alana indirmesinde şüphesiz en büyük etkendi ancak Bjelica ve Teletovic'in -özellikle 3.çeyrek- boyalı alanda bu kadar rahat olması kabul edilemez. Maç içerisinde aldığım notlarda pota altı savunması ile ilgili her 5 satırda aynı bilgi var, bu da problemin maçın genelinde hissedildiğinin kanıtı.

NOT:  Teletovic'in maç içerisindeki şut seçimleri, TV başında duygusal anlar yaşamama sebep oldu. Doğru seçimlerde bulunduğu maçın Fenerbahçe'ye denk gelmesi ise ayrı bir şanssızlık.

NBA'de savunma denince akla gelen önemli isimlerden biri olan Sefolosha'yı da unutmamak gerek. Laboral'ın kontrolü ele aldığı noktalarda takımını ayakta tutan yegane isim oldu ve genele bakıldığında da beklentilerin üzerine çıktı. Açıkçası ben Sefolosha transferini, sadece EL maçlarında oynayacağı için doğru bulmamıştım ama sistemi bozmadan verebileceğinin en iyisini verdi.

Son olarak toparlamak gerekirse, Fenerbahçe'nin şu anki görüntüsü iç açıcı değil. Sezonun ilerlemesiyle ve sakatların (Tomas, Mirsad, Engin) iyileşmesiyle gidişat daha iyi olacaktır ama geçiş sürecini minimum kayıpla atlatmaları gerekiyor.

Gelecek hafta Olympiakos deplasmanına gidiyor sarı-lacivertliler. Olympiakos kadrosunda revizyona gitmiş bir takım ama yeni kadro ve yeni düzenleri hakkında pek bilgi sahibi değilim. Cuma günkü Bilbao maçları ve Two Nations Cup'ta FB ile oynadıkları maç kendileri hakkında bir fikir verebilir.

not: Fenerbahçe-Olympiakos Two Nations Cup maçını izlemek için: http://www.youtube.com/user/MrGroup9?feature=mhee

Kubilay ARSLAN

10 Ekim 2011 Pazartesi

Şimdi Oldu...


Spiker kadrosu iyi, tamam... Maçları HD yayınlıyor, o da tamam... Yorumcu kadrosu her şeyi İhsan Bayülken'e yüklemeden önce iyiydi. Ancak NTVSpor daha önceki turnuvalarda edindiğimiz tecrübelerden dolayı güven vermiyordu, veremiyordu. 

Misal Eurobasket 3.lük maçının son çeyreğini aniden kesip La Liga maçına geçerek izleyicilerine büyük bir saygısızlık yaptılar. İki maç arasında dakikada bir gelip giderek basketbolu izleyenin basketboldan, futbolu izleyenin futboldan bir şey anlamamasına sebep oldular.

Misal geçen yıl yayın haklarını aldıkları Euroleague'de (Final Eight ve Final Four hariç) neredeyse bütün yılı sadece Fenerbahçe Ülker izlememize sebep olarak, NTVSpor'un Euroleague'i almasına sevinen biz basketbol severleri pişman ettiler.

Ama gün içerisinde aldığımız bir haber tekrar umutlanmamızı sağladı. Gelecek hafta başlayacak olan Euroleague 2011/2012 sezonunun ilk haftasında tam 6 canlı maç! Üstelik bu maçlardan birinin hangisi olacağına seyirciler karar veriyor : http://www.ntvspor.net/haber/basketbol/50007/euroleaguede-hangi-maci-izlemek-istersiniz

NTVSpor'da hala değişmesi gereken şeyler var. Kaan Kural'ın oradan ayrılmasına sebep olan kişinin görevine son verilmesi gibi mesela. İhsan Bayülken'in her maçı yorulmasından bıkanlara, bir doz Caner Eler vermek mesela... Ya da İsmail Şenol'un yükünü Orkun Çolakoğlu'yla paylaştırmak gibi, en önemlisi lock-out bittiğinde de NBA ile yeni sözleşme yapmama aptallığına düşmemek gibi.

Umarım canlı maç yayınlarının artması bir şeylerin başlangıcı olur ve NTVSpor  basketbolda güvenebileceğimiz bir kanal olarak kalır.

Kubilay ARSLAN


8 Ekim 2011 Cumartesi

Erzurum Notları (Fenerbahçe Ülker)

Spor Toto Süper Kupası'nda ilk ayak dünkü maçlar sonucunda tamamlanmış oldu. Bu yıl Türkiye'yi Euroleague'de temsil edecek olan Fenerbahçe Ülker grubunu lider tamamlayarak son sekize kalmayı başardı. 'Son şampiyon' Fenerbahçe Ülker'in turnuvayı ve hazırlık sürecini nasıl geçirdiğini değerlendirelim.

. İlk önce şunu belirtmek lazım, sarı-lacivertliler hazırlık sürecindeki en iyi maçlarını oynadılar Erzurum'da. Rixos ve Two Nations Cup'u vasat geçirdikten sonra takım içi dinamiklerin daha iyi işlediği, hücumda kesinlikle daha aktif bir Fenerbahçe izledik. Rakiplerinin seviyelerine yakın olmadığı bahanesine sığınmak haksızlık olur.

Turnuvada takım adına ortaya çıkan en büyük soru işareti şüphesiz PG pozisyonu ve Curtis Jerrells oldu. Geçen yıldan beri süregelen Ukic'i yedekleyememe sorununu düzeltmek için alındı Jerrells. Beklenti-performans çizelgesinde onu çok aşağılara çekmemek için bu hatırlatmayı yapmak gerek. Ancak kendisinden beklenen kenardan enerji getirme, savunmaya yardım etme işlerini göremedik, görmek için umut ışığı da sezemedik... Greer ve Jasikevicius'dan daha faydalı olacaktır, orası ayrı.

Kısa rotasyonunda yeni transferlerden Bogdanovic üç sayı çizgisi civarındaki etkinliğini, penetre ederek içeride boyalı alanda da gösterirse rakipler için durdurulamaz olur. Genç yaşı ile hücumda yanlış seçimler yapabiliyor, bunları da minimize etmesi gerek. Emir Preldzic bana göre takımın Ukic ile birlikte en önemli oyuncusu, milli takımdan döndükten sonra form tutamadı ama gün geçtikçe daha iyi oynayacağına şüphe yok. Ömer Onan ise rakip takımın yıldızlarına bela olmaya ve hücumda alıştığımız fast-break ve screen sonrası sayılarını bulmaya devam edecektir.

Pota altında ise iyi sayılabilecek bir rotasyonu var Fenerbahçe'nin. Kaya-Oğuz ikilisi, sakatlıktan sonra yavaş yavaş eski oyununa geri dönmeye başlayan Vidmar, enerji seviyesini daima yukarıda tutacak Gist ve bunlara ek olarak Mirsad Türkcan. İlk beşin büyük ihtimalle  Ukic-Ömer-Tomas-Gist-Kaya olacağını düşünürsek, Gist-Kaya ikilisini yedekleyecek 3 iyi isme sahip olmaları büyük avantaj. Bu oyuncular arasında da geçen yıl verim alamadıkları Vidmar en kilit isim. Spajiha ve takım arkadaşları da bunun farkında olacak ki, izlediğimiz maçlarda Vidmar'a top bol bol indi ve onun devreye girmesine gayret gösterildi.

 Fenerbahçe Ülker'in çıkacağı uzun maraton öncesi son durumu böyle gözüküyor. Euroleague'de ilk tur gruplarının nispeten kolay olması onlar adına avantaj... Geçen yıldan bir adım öteye geçip Euroleague'de son sekize kalabilmeleri için de sakatlıkların onlardan uzak durması ve kadrodaki her oyuncunun elinden gelenin en iyisini yapması gerekiyor. TBL'de de şampiyonluk yarışını sonuna kadar bırakmayacak iki takımın(Anadolu Efes ve Galatasaray) olduğunu da unutmamak lazım...

Kubilay ARSLAN

6 Ekim 2011 Perşembe

Spor Toto Türkiye Kupası Yayın Programı


6 Ekim Perşembe:

15:30 Bandırma Kırmızı-Erdemir
18:00 Galatasaray-Antalya BŞB
20:00 FB Ülker-Mersin BŞB

7 Ekim Cuma:

15:30 Bandırma Kırmızı-Antalya BŞB
18:00 Galatasaray-Erdemir
20:00 FB Ülker-Tofaş

8 Ekim Cumartesi:

15:30 Tofaş-Mersin BŞB
18:00 FB Ülker-Olin Edirne

9 Ekim Pazar:

15:30 Pınar Karşıyaka-Aliağa Petkim
18:00 Türk Telekom-Anadolu Efes
20:00 BJK Milangaz-Trabzonspor

10 Ekim Pazartesi:

15.30 Anadolu Efes-Pınar Karşıyaka
18:00 Aliağa Petkim-Türk Telekom
20.00 Banvit-BJK Milangaz

11 Ekim Salı:

15:30 Pınar Karşıyaka-Türk Telekom
18:00 Anadolu Efes-Aliağa Petkim
20:00 Trabzonspor-Banvit

NOT: Maçlar Sports TV'de. Digitürk 82. Kanal/D-Smart 84.Kanal/ Teledünya 135.Kanal

NOT 2: Maçların yayın akışının hiçbir yerde olmamasına karşın twitter üzerinden bana yayın akışını yazan Sports TV spikeri Ulaş Can'a teşekkürler.

2 Ekim 2011 Pazar

Euroleague'e 1 Kala

Galatasaray ve Euroleague... Evet, bunun gerçekleşmesine sadece 40 dakika kaldı... Oktay Mahmuti'nin geçen yıl takımın başına getirilmesinden sonra başlayan süreç bugün galibiyetle noktalanırsa sarı kırmızılı takım 1.5 yıl içerisinde dibi de zirveyi de görmüş olacak. Bu yıl sezon başlamadan önce Galatasaray'ın kadrosuna bakan herhangi bir basketbolsever karşısında bir Euroleague kadrosu görüyor şüphesiz... Geçen yıl TBL finali getiren savunma ağırlıklı sistem hala korunmakta, ve her pozisyondaki oyuncu kalitesi bir üst seviyede.

Girişi çok uzatıp, can sıkmayalım... Hemen ön elemedeki ilk iki maçın analizine ve Rytas maçının değerlendirmesine geçelim.

Göze çarpan ilk şey skorlar ne kadar net olursa olsun; takım içerisinde düzeneklerin tamamen yerine oturamadığıydı. Savunmada sertlik seviyesini yükseltememek ASVEL maçında çok can yakabilirdi. Fransızlara istedikleri basketbolu oynama imkanı verdik, 83 sayı gördük potamızda. Açıkçası 14/23' lük üçlük yüzdesi olmasaydı, mağlubiyetin gelmesi işten bile değildi. Tabi hücum ribaundlarındaki problemi de es geçmemek gerek. Ancak  çoğu takımın şu tarihlerde hazırlık maçı yaptığını düşünürsek, savunmadaki bu düzensizlik çok normal.

Hücumda iki maçta da farklı isimlerin sivrilmesi yeni Galatasaray'ın kadro derinliği açısından da ne kadar avantajlı olduğunu gösterdi. İlk maçta Luksa Andric ve Jamon Gordon'un etkili performansları söz konusu iken, ASVEL karşısında dışarıdan Lakovic, boyalı alandan Songaila devreye girdi. Kısa vadede işlerin böyle gitmesi çok iyi ancak uzun vadede bireysel performanslarla bir yere gelinmesi zor.

'Takım ne güzel gidiyor, tam havaya girmişiz. Senin şu yazdıklarına bak!' diyor olabilirsiniz, haklısınız. Ancak Lietuvos Rytas gibi ciddi bir rakip karşısında bu noktalara dikkat edilmesi lazım. Pota altında sertliği her zaman üst seviyede tutmak, Valanciunas'ın skor bulmasına izin vermemek ve ne olursa olsun bir Litvanya ekibiyle, Litvanya topraklarında oynadığımız için form tutmalarını engellemek kritik noktalar.

Oktay Mahmuti önderliğinde Galatasaray tarih yazmaya çok yaklaştı. Takımda herkes elinden gelenin en iyisini yaptığı sürece noktayı mutlu bir şekilde koymamak için geçerli bir sebep yok.

Kubilay ARSLAN