19 Temmuz 2012 Perşembe

TBL Ankara Fikstür

1.Hafta

TED Kolejliler - Tofaş

2. Hafta

Telekom- Antalya BŞB.
Hacettepe - Efes

3. Hafta

TED Kolejliler - Gaziantep BŞB.

4. Hafta

Telekom - Aliağa
Hacettepe - Erdemir

5. Hafta

TED Kolejliler - Hacettepe

6. Hafta

Telekom - Efes
Hacettepe - Mersin BŞB.

7. Hafta

TED Kolejliler - Antalya BŞB.

8. Hafta

Telekom - Olin
Hacettepe - Pınar KSK

9. Hafta

TED Kolejliler - Efes

10. Hafta

Telekom - Erdemir
Hacettepe - FB Ülker

11. Hafta

TED Kolejliler - Erdemir

12. Hafta

Telekom - TED Kolejliler
Hacettepe - Banvit

13. Hafta

TED Kolejliler - Mersin BŞB.
Hacettepe - Telekom

14. Hafta

TED Kolejliler - Beşiktaş

15. Hafta

Türk Telekom - Galatasaray
Hacettepe - Antalya BŞB.

16. Hafta

Telekom - Beşiktaş
Hacettepe - Aliağa

17. Hafta

TED Kolejliler - FB Ülker

18. Hafta

Hacettepe - Olin Edirne
Telekom - Karşıyaka

19. Hafta

TED Kolejliler - Banvit

20. Hafta

Hacettepe - TED Kolejliler
Telekom - Tofaş

21. Hafta

TED Kolejliler - Galatasaray

22. Hafta

Telekom - Fenerbahçe Ülker
Hacettepe - Beşiktaş

23. Hafta

TED Kolejliler - Aliağa 

24. Hafta

Hacettepe - Tofaş
Telekom - Gaziantep BŞB.

25. Hafta

TED Kolejliler - Olin Edirne

26. Hafta

Telekom - Banvit
Hacettepe - Gaziantep BŞB.

27. Hafta

TED Kolejliler - Telekom

28. Hafta

Telekom - Hacettepe

29. Hafta

Telekom - Mersin
Hacettepe - GS

30. Hafta

TED Kolejliler - Pınar KSK

8 Haziran 2012 Cuma

Miami - Boston (6. Maç)

Son günlerde NBA TV'nin Greatest Game kuşağında en çok karşılaştığım maç, LeBron'un belki de şu ana kadarki en iyi play-off performansını sergilediği 2007 Doğu Finali 5. maçıydı. Cavs o seride 2-0 geri düşmüş ancak evinde tekrar durumu 2-2'ye getirmeyi başarmıştı. The Palace'daki maçı ise LeBron'un efsane performansı -takımının son 30 sayısının 29'unu atmıştı, toplam 48 sayı- Cavs'a getirmiş ve oradan da finale yürümüşlerdi.



LeBron o performansının ardından yaklaşık 5 yıl sonra, yine bir konferans finalinde unutulmayacak bir maç çıkardı. Çok klişe bir laf olacak ancak yaptıkları, 45 sayı - 15 ribaund - 5 asistin çok çok ötesinde.

Maça geçecek olursak, iki takımın da çok konsantre bir giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz. Battier'in iki dış şutu ve savunmada koyduğu efor dikkat çekerken Miami'yi skorda öne fırlatan isim ise tabi ki LeBron oldu. Çok uzatmadan şöyle söyleyelim; ilk devrenin tamamında Boston'un toplam skoruyla kafa kafaya gitti neredeyse. Özellikle Wade'in de katkı verememesiyle sazı iyice eline alan LeBron soyunma odasına gidilirken Boston potasına toplam 30 sayı bırakmıştı. Paul Pierce'ı ikinci çeyreğin bitimine 6 dk. kala 3 faul ile iptal etmesi de cabası. Kaan Kural - Caner Eler ikilisi de maç içinde ne kadar odaklandığından bahsetmişlerdi, aşağıdaki fotoğraf apayrı bir boyuta geçtiğinin kanıtı.

TD Garden'da 'Seri Katil' modunda takılan LeBron James
Tabi Rondo'nun da kafa tutuşunu es geçmemek lazım, özellikle Paul Pierce'ın devre dışı kalması ile hücumu yönlendiren tek isim oldu ve bu görevi de layığıyla yerine getirdi. İlk devre sonunda onun da istatistik hanesinde 15 sayı - 5 asist yazıyordu.

Üçüncü çeyreğin genelinde tempo düşüktü ve bu da Miami'nin farkı korumasına yardımcı oldu. Yaptıkları etkili pota altı savunmasının da bunda etkisi büyük. Brandon Bass'in sağladığı ekstra skor katkısı yeterli olmadı Boston adına. Son bölümde ise kapıyı kapatan nokta Wade'in devreye girip 8 sayı üretmesi oldu ve seri böylece 7. maça taşındı.

Son olarak LeBron'u pek de sevmeyen biri olarak trollüğümü de yapmadan geçmeyeyim. Bu maçtaki oyununa şapka çıkarmamak elde değil ancak bu derece üst seviyede bir oyuncu oldukça onu bekleyecek sınavlar bitmek bilmeyecek. Şimdi önünde, önemli bir Game 7 ve olası bir OKC finali var. Wade ve Bosh etkisiz kaldığı sürece spot ışıkları yine onun üzerinde olacak. Neler yapacağını merakla bekliyoruz..


OKC - Spurs (6. Maç)









İki devrenin birbirinden çok farklılık gösterdiği bir maç izledik kesinlikle. Spurs'te her oyuncunun eliminasyon maçı olduğunun farkında başlaması ibreyi ilk dakikalarda Popovich'in takımına çevirdi ve yaptıkları sert savunma ile oluşturdukları farkı devre sonuna kadar korudular.

Spurs'te her oyuncunun konsantre olduğunu yazdık ancak ilk devre itibariyle Tony Parker'ı ayrı bir yere koymak haksızlık olur. Oyuna koyduğu ağırılığı daha somut bir şekilde anlatmak için şu istatistiği verelim: Spurs'ün ilk 27 sayısının hepsinde imzası vardı. Fransız oyuncunun muazzam performansının yanında Stephen Jackson, Kawhi Leonard, hatta 5. maçın kayıp ismi Gary Neal'ın da skora katkıda bulunması Spurs'ün farkı birden çok kez 18 sınırına getirmesini sağladı. Oklahoma City'nin evinde geri dönüş yapmasını engellemeleri de kesinlikle yaptıkları savunma ile oldu. Ritm yakalamalarına izin vermediler ve bireysel zorlamalar haricinde pek de bir üretim yapamadı Thunder. Her ne kadar Durant - Westbrook ikilisi 27 sayı üretmiş olsa da bunun yüzdeli veya verimli bir 27 sayı olduğunu söylemek zor.

Yukarıda da dediğim gibi iki devresi birbirinden çok farklı gelişen bir maç izledik. Momentumu ele geçirdiğinde rakibi sürklase etmek konusunda -özellikle kendi evinde- NBA'de Thunder'dan daha iyisi yok. Soyunma odasından, ikinci devrenin ilk 3-4 dakikasının belki de maçın gidişatını belirleyeceğinin farkında döndüler ve ilk kez karşılaşmanın hakimi olmayı başardılar.[1] Bu tip bir tempo yakaladıklarında gösterilen performansları bireysel olarak değerlendirmek zorlaşıyor. Rakiplerine öldürücü yumruğu vurmak konusunda zorlanmıyorlar. Ancak karşılarında kontrol elinden gittiğinde dağılmayacak, karakterini koyabilecek bir takım  olunca maç da erken kopmadı. Parker'ın ilk devredeki etkinliğini kaybetmesine rağmen özellikle Stephen Jackson'un 5/5 üçlük isabetiyle skora tutundu Spurs. Ancak skorun dengede olmasına rağmen istediği ritmi yakalayan Thunder, son çeyrekte üstün olan taraftı. Baskılı savunmasına devam eden Thunder, Durant'in de son noktayı koymasıyla finale çıkan taraf oldu.

San Antonio Spurs adına bu kez gerçekten sona geldik. 2009'dan itibaren her sezonu 'Bir Devrin Sonu' başlıklarıyla açan Spurs, zirveye oynamayı başarmıştı. Ancak 36 yaşına gelen Duncan'ın bu play-off'ların ardından emekliliğe ayrılacağı ve Popovich'in de onunla bırakacağı söylentileri 1999'dan beri NBA'in en önemli güçlerinden olan takımın dağılacağının habercisi.

Thunder içinse her şey daha yeni başlıyor. 2009'dan itibaren her yıl üzerine bir şeyler koyarak ilerleyen Thunder Batı'daki 13 yıllık Lakers - Spurs - Mavs egemenliğini kırarak, evinde hiç maç kaybetmeden finali de görmeyi başardı. İlginçtir final yolunda devirdikleri ekipler de bu üçlüden başkası değildi. Doğudan gelen kim olursa saha avantajına sahip olacaklar ve bence orada da şampiyonluk için bir adım öndeler.

[1] : Bu sekansta ilk devrede oyuna girmeyen Splitter, sadece 39 saniye sahada kalabildi. Bir pozsiyonun ardından kenarda Splitter'a fırça atmaya başlayan Popovich, Splitter - Blair değişikliğini yaptı ve Brezilyalı uzunu bir daha da oyuna almadı.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Burak Bıyıktay Röportajı - 2



E.E : Ligin 8. haftası oynanacak. Bu haftaya kadar bir Aliağa değerlendirmesi alabilir miyiz? İstenenler yapılabildi mi?

B.B : 1. haftadaki Hacettepe maçında motivasyon sıkıntısı yaşadık. Çünkü sezon öncesi Hacettepe’yle yaptığımız 3 hazırlık maçını da kazanmıştık. Bu yüzden lige kötü bir giriş yapmak zorunda kaldık. Ancak bu maç haricinde kazanmamız gereken hiçbir maçı kaybetmedik. Bazı kişiler Tofaş galibiyetinin ‘ekstra bir galibiyet’ olduğu görüşünde ancak ben buna katılmıyorum. O maçı evimizde zaten kazanmamız gerekiyordu. Toplamda ise 7 maçta 4 galibiyetimiz var. Hedefimiz, bu 7 maçlık süreçte 5 galibiyet almaktı, başaramadık ancak telafi edeceğiz. Basketbol olarak ise çok inişli – çıkışlı bir performans ortaya koyuyoruz, bunu daha stabil hale getirmemiz lazım. Birbirini tanımayan oyunculardan kurulu bir kadroya sahip olduğumuz için geçirdiğimiz bu süreç gayet normal.

K.A : Peki yabancı rotasyonu hakkında görüşleriniz neler? Performanslarından memnun musunuz? Beklentilerinizi karşılayabildiler mi?

B.B : Aslında şu ana kadar ki maçlarımızda yerli oyuncuların performansı daha çok öne çıktı. Ben şuna inanıyorum, yabancı rotasyonun ne kadar iyi olursa olsun, bunu tamamlayacak yerli oyuncuların yoksa başarılı olamazsın. Bunun için Ersin Görkem ve Ümit Sonkol gibi iki değerli Türk oyuncuyu kadroya kattık. Bunun dışında Buğrahan gibi, Pertev gibi, Orhun Hacıyeva gibi oyuncuları uzun vadede katkı sağlamaları için takıma dahil ettik. Özellikle son transferimiz Orhun Hacıyeva benim beklentilerimin çok üstünde çıktı, bence Türk basketbolunun önemli oyuncularından olacak. Onun sürelerine dikkat edip, özelliklerini sahada göstermesini sağlayacağız. Bu şekilde genç ve tecrübeli oyuncuların dengesini iyi kurup, kaliteli bir guardla başarılı olmaya çalışacağız. Ratkovica’yı PG pozisyonu için seçmemizin sebebi de bu. Toolson – Ersin gibi skorer bir ikilinin yanına, bir skorer daha almak yerine, takımı oynatacak bir oyuncu almayı seçtik. Uzun konusunda ise bütçemizin elverdiği kadarıyla iyi bir rotasyon oluşturduk. Genellikle üst seviye uzunlar, Avrupa kupası oynamayan takımlara gelmek istemiyorlar. Biz de bir ‘rookie’ transfer edip ondan maksimum verim almaya çalışıyoruz. Aslında Qvale bunu yapabilecek bir oyuncu ancak kolej çıkışlı olduğu için Avrupa basketboluna hemen uyum sağlayamadı. Qvale’in yanına Pinkney’i monte ettik. Toolson skorer bir oyuncu. Ratkovica’ya ise takımın dinamosu diyebilirim. Onun performansı bizim için kilit nokta. Üst seviye takımların bile oyuncu bulmakta zorlandığı şu dönemde low post yerine pick&roll oynayabilecek çabuk ayaklı oyuncular seçtik.

K.A : Peki Aliağa özelinden çıkıp ligin geneline bakarsak, lokavtın bitişinin Beko Basketbol Ligi’ne nasıl etkileri olacak sizce?

B.B : Ben lokavtın gerektiğinden uzun sürdüğünü düşünüyorum. Basketbolu ekonomi açısından değerlendirecek olursak, basketbol Amerika için büyük bir gelir kaynağı. NBA’de sezonun oynanmayacağını duyduğumda bir saniye bile inanmadım çünkü milyarlarca doları ne takım sahipleri bırakır, ne oyuncular bırakır, ne de ABD hükümeti bırakır. Tabi bir de işin şu boyutunu düşünmek lazım, Deron Williams gibi oyuncuların 17.5 milyon dolarlık kontratları var, sezon oynanmaması onlar için mali bir sıkıntı yaratmaz. Ama bu sezon draftta seçilen oyuncular ne olacak? Oynamayı bekliyorlar. Bu gibi etkenlerin sonucunda lokavt bitti. Bunun Türkiye’ye etkisine gelecek olursak, herkesin konuştuğu takım elbette ki Beşiktaş Milangaz. Ancak Galatasaray’ın da lokavtın bitişinden etkileneceğini düşünüyorum çünkü Zaza’yı daha yeni yapının içine yerleştirmişler, rotasyona dahil etmişlerdi. Aynı şekilde Fenerbahçe Ülker’de Sefolosha’yı. Ancak isim değerinden dolayı Deron Williams – Beşiktaş Milangaz daha ön planda. Yapılarını tamamen Deron Williams’ın üzerine kurduklarından doğal olarak olumsuz yönde etkilenecekler.

K.A : Ergin Ataman bu konuda bir ‘B Planı’nda sahip olduklarını söylemişti.

B.B : Bu durumun B Planı olamaz. Deron Williams gibi skor üretebilen, takımını oynatabilen, tempoyu arttırabilen, savunma yapabilen –bizim maçta Toolson’u ona tutturmuşlardı- oyuncunun yerine birini bulmak, hele sezon ortasında çok zor. Mesela Semih Erden’in yerine büyük ihtimalle yabancı bir uzun alacaklar. Sistem, yapı, oyuncular sezon ortasında değişecek. Deron Williams’ın formasının emekli edilmesi bana göre saçmalık. Yaptığın iyi bir iş var, bırak orada kalsın. Şampiyon olmuş kadronun ismi, cismi yok ortada. Topu topu 15 maç oynamış bir oyuncunun forması emekli ediliyor. 109 yıllık bir kulübün formasının daha değerli olması lazım.

K.A : Spor Toto Türkiye Kupası’nda sekizli finallere kaldınız. Final hedefiniz var mı?

B.B : Kendinize böyle bir hedef koymanız mümkün ancak bunun rasyonel bir hedef olacağını düşünmüyorum. ‘İyi bir kura’ hedefi daha gerçekçi. Bu tip turnuvalara gün gün bakmanız lazım.

K.A : Türkiye Kupası finali için 2008 yılındaki Oyak Renault örneği var.

B.B : Ancak o yılki ligle, bu yılki lig farklı. Diğer takımlara fark atmış tepede duran üç ekip var. Bu takımları her zaman yenmek mümkün değil. Yarı final yapmak bizim için başarıdır. Yarı finalden sonra da dişimize göre bir ekip gelirse final neden olmasın? Ancak dediğim gibi bu tip olaylar sürpriz olur, şu an size sorsam finali kim oynar diye, Galatasaray, Fenerbahçe veya Efes dersiniz. Gerçekçi olmak lazım.

K.A : Basında çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Yeni kurallar hakkında – 0 tolerans – sizin görüşleriniz neler?

B.B : Ben aslında bu 0 tolerans kuralına katılıyorum. Ancak 0 toleransdan daha önemlisi standart. Eğer bu kuralı her maçta, her şehirde, her takıma karşı uygulayabileceksiniz ne ala. 0 toleransın sağlıklı bir şekilde uygulanması halinde geriye sadece basketbol kalır, ne hakemle uğraşma, ne de başka bir şey… Ancak maalesef bu kural istikrarlı bir şekilde uygulanamıyor. Standart olması gerektiğini ben daha önce de söyledim ancak bazı maçlarda bu standartı göremiyorum (Gülüyor).

E.E : Bazı oyuncuların maç öncesi uğurları vardır. Sizin de koç olarak böyle uğrularınız var mı?

B.B : Benim spesifik uğurlarım yoktur ama maç öncesi giydiğim gömleğe, ayakkabıya, çoraplara dikkat ederim. Ama ben bunu uğur olarak düşünmüyorum, bir alışkanlık.

K.A : Konuyu yine basketbola döndürüyorum ama… Takımların istatistiklerine bakıldığında 18.3’lük asist ortalaması göze çarpıyor. Hücum – savunma dengesini oturtacağınızı söylemiştiniz ama ön planda yine hücum var gibi. Ayrıca bu rakam geçen yıllara oranla daha oturmuş bir ofans sistemi uyguladığınızı gösteriyor. Sizin düşünceleriniz neler?

B.B : Tabi bu rakama en büyük katkıyı veren oyuncu Ratkovica. Topu ne kadar iyi paylaşırsan, o kadar iyi takım olursun. Sadece pick&roll oynayarak takım olamazsın. Kadroda hücumcu oyuncuların olması hücumun ön plana çıkmasında en büyük etken. Savunma yetenek gerektirmeyen ama enerji gerektiren bir iş. Örneğin Euroleague’de iyi oyuncular hücumlarının yanı sıra iyi de savunma yapan oyunculardır. Bizim de böyle yapmamız lazım, savunmayı bir kenara atmak yanlış. Takım olgusu da budur zaten.

K.A : Klişe bir soruyla kapatalım o zaman röportajı… Aliağa’daki seyirci desteğinden memnun musunuz ve söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

B.B : Aliağa’da bir taraftar kitlesi olduğunu söyleyemeyiz. Saha avantajı yaratmak için bu önemli bir etken ancak bizim seyirciler işler iyi gittiğinde bağırmaya başlıyor (Gülüyor). Ama genel olarak salon boş kalmıyor, halkın ilgisinden memnunuz. Tabi biraz da kadrodaki oyunculara bağlı bu durum. Konu yine aynı yere geliyor ama Akatlar’a 300 kişi gelmezken Deron Williams tranferinden sonra işler değişti. Allen Iverson’da da durum aynı olmuştu. Bu durum bana çok ters geliyor, o zaman bu insanların basketbol seyircisi olduğunu söylemek güç. Durum böyle olunca transferler de buna göre yapılıyor. Doğru olan istikrarlı bir şekilde salona gelerek takımını desteklemek.

 KUBİLAY ARSLAN                                       EBRU ERDOĞAN

2 Aralık 2011 Cuma

Burak Bıyıktay Röportajı - 1



Basketizm'den Burak Atlayan aracılığıyla iletişime geçtiğimiz Burak Bıyıktay ile - yine Basketizm'den Ebru Erdoğan'la- keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Aliağa'dan Beşiktaş günlerine, lokavtın bitiminden ligin genel durumuna kadar birçok konuyu konuştuğumuz bu keyifli röportajı iki bölüme ayırarak yayınlıyorum. İlki şimdi gelsin, ikincisi de yarına blogda olur :)

Ebru Erdoğan: Biraz klasik olacak ama Burak Bıyıktay’ı tanıyarak başlayalım.

Burak Bıyıktay: 1978’de Eczazcıbaşı’nda basketbol oynamaya başladım, daha sonrasında Beşiktaş’a transfer oldum. Yaklaşık 16 sene 1. ligde oynadıktan sonra oyunculuk kariyerimi bitirdim ve Beşiktaş altyapısında antrenörlüğe başladım. Beşiktaş’ta yıldız takım, genç takım antrenörlüğü ve A takım yardımcı antrenörlüğünden sonra baş antrenör oldum. Hali hazırda Aliağa Petkim’in başında bulunmaktayım.

Kubilay Arslan: İlk head-coach’lık deneyiminizi İhsan Bayülken’in görevden ayrılmasından sonra yapmış ve ilk maçınızda Ülker’i mağlup etmiştiniz. Aynı şekilde Hakan Demir’in istifasından sonra da takımın başındaki ilk maçınızda Fenerbahçe’yi devirdiniz. Koç değişiminden sonra bu galibiyetlerin gelmesinin özel bir sebebi var mı?

B.B: Koç değişimleri genelde takımlara pozitif motivasyon sağlar. Örneğin o ilk maçımda Ülker’i yendikten sonra, Ülker’i eleyerek final oynamıştık. Ondan sonra ben kulüpte koç olarak devam etmeyi planlıyordum ama şartlar gereği sportif direktörlük gibi biraz daha saha dışı yerlerde görev aldım. Hakan Demir, o yıl iyi bir başlangıç yapamamıştı, istifasının ardından bana teklif geldi ve ben de kabul ettim.

K.A : Peki Aliağa’ya geçmeden biraz da Beşiktaş’tan ayrılma sürecinizden bahsedelim. ‘Allen Iverson’a süre vermiyor’ gibi birçok tartışma konusu çıkmıştı o dönemlerde, sizin düşünceleriniz neler?

B.B : Allen Iverson aslında benim çok isteğim doğrultusunda gelişen bir transfer olmadı. Sezon başında gelmesi durumunda memnuniyetle kabul eder, ona göre bir takım oluştururduk. Ancak takımı kurduktan sonra böylesine büyük bir ismi monte etmek çok zor. Ayrıca kendisinin basketbola ara vermiş olması, fizik olarak iyi durumda olmaması eklenince işler daha da zorlaştı. Artık orada kalmam doğru olmazdı, ben de ayrıldım.

K.A : Aliağa’ya gelmeden önce takımın başında sistemini bireysel performanslar üzerine kuran Halil Üner vardı, siz ise oyuncuları hücumda daha rahat bırakan bir yapıyı benimsiyorsunuz. Takımda bu geçiş süreci nasıl yaşandı?

B.B : Geçen sene Halil Hoca buradan ayrılınca bana teklif geldi, ben de seve seve kabul ettim. İlk başlar kolay olmadı tabi, kaybeden damgası yemiş dağınık bir takımdık. Kümede kalmanın bile zor olduğu bir durumdaydık. Ben de bazı hedef maçlar belirledim ve bunların hepsini kazandık. Kaybeden bir takımı motive etmek kolay bir iş değildi ancak kümede kalma amacımıza ulaştık.

K.A : Geçen yılki kadroda revizyona gidildi ve yepyeni bir takım oluşturuldu. Yine geçen yıllarda iyi hücum yapan ancak savunmada zayıf kalan Aliağa’da bu yıl uçurum o kadar yüksek seviyelerde değil, denge sağlanmış gibi. Yeni kadroyu oluştururken savunma faktörünü de göz önünde bulundurdunuz mu?

B.B : Ben, Beşiktaş’ta tempolu oyunu seven ancak savunmada başarılı olamayan Mire Chatman’la çalıştım. Chatman’ın etrafına kadro kurarken yüksek tempoya ayak uydurabilecek isimler seçmeye çalıştık. Ve bu sistemi de iyi uyguladık. Fakat ertesi sene, kadromuzu aynı tutamadık ve hücum – savunma dengesini sağlayamadık. Bu sene kadroyu yeniden kurarken oyuncuların savunma özelliklerine dikkat ettik. ‘Savunma guarddan başlar’ düşüncesiyle takımı oynatmasının yanında iyi de savunma yapan Ratkovica’yı takıma dahil ettik. Tam saha basketbolundan, yarı saha basketboluna dönmeyi tercih ettik, çünkü o tempoyu yakalamak her zaman mümkün olmuyor. Atletik guard-forvet-uzun rotasyonunuzun olması lazım ki, bunu yakalamak kolay bir iş değil. Savunmayı oturtmaya çalışıyoruz ancak 12 yeni oyuncuyla bunu kısa sürede başarmak mümkün değil. Daha üst seviye maçları iyi oynayıp, düşük seviye maçları daha kötü oynama gibi bir özelliğimiz var. Ancak dediğim gibi bunların hepsi zaman içinde değişecek, daha iyiye gidecek.

E.E: Aliağa’nın bu yıl ligdeki hedefleri neler?

B.B: Tabi ki yönetimin hedefi son 3 sezondur küme düşme potasından zar zor kurtuldukları için rahat bir sezon geçirmek, benim şahsi hedefim ise play-off’a girebilmek. Hacettepe maçı hariç istediğimiz galibiyetleri almayı başardık ligde ancak play-off istiyorsak bizden üst seviyedeki takımlardan da maç çalmamız lazım. Bu sezon yeni bir yönetime sahip olduğumuzu ve bütçemizin de sınırlı olduğunu, beklentileri ayarlamak konusunda hatırlatmamız lazım.

K.A : Spor Toto Türkiye Kupası’nda çok önemli bir başarı elde ettiniz. Türk Telekom’a fark attıktan sonra, Anadolu Efes’i 55 sayıda tutarak gruptan 1. çıktınız. İzmir’de takımın havası nasıldı, nasıl geldi bu 1.lik?

B.B : Biz o dönemde birbirleriyle çok maça çıkmamış oyunculara sahiptik, ancak Efes karşısında takım gibi oynadık, takım savunmasını iyi yaptık. Tempoyu elimizde tuttuk. Tabi Efes’in o maça bir iddiası olmadan çıktığını, bizim ise mutlak kazanmamız gerektiği faktörünü de atlamayalım. Ancak bu sezon, yanılmıyorsam, değişen sisteme göre çapraz eşleşme yapılacakmış grup 1.leri ile 2.leri arasında. Tabi bu da kura açısından önemli bir avantaj. Basketbolu seven bir topluluğa ve yönetime sahibiz. En önemlisi ise ayaklarımızın yere basması. Biz ‘o kupayı alalım, şampiyon olalım’ diye düşünmek yerine ‘bizim bütçemiz bu, buna göre hedef koyacağız’ diyoruz. Ben bu beklenti sıkıntısını Beşiktaş’ta yaşadım, o yüzden kulüpteki herkesin bu düşüncede olması sevindirici. Biz her gün daha ileriye giden bir takım olmak istiyoruz. 

11 Kasım 2011 Cuma

Euroleague Gününden Notlar





PANATHINAIKOS - CSKA:


Maçı bugün kayıttan izledim. Bilgiler tazeyken bu maçtan başlıyorum, Efes - Maccabi biraz sonra...

-Müthiş bir maç oldu. Artık rastgele kullanılmaya başlayan 'Bizi basketbola doyurdu' cümlesini hakkıyla karşılayacak cinstendi.

-Maçın geneline bakıldığında oyunu Pana'nın kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Hücum sisteminde pick&roll'u 1 numaralı silah olarak kullanan Obradovic, maçın başlarında bunu Diamantidis/Maric ikilisiyle etkili kullandı. İyi bir bitirici olan Vougioukas ve pick&roll sonrası dışarıya açılıp şut tehtidi yaratabilecek Smith'i kadrosunda bulunduruyor PAO. E, bu işin üstatlarından Jasikevicius'da mevcut. Daha ne olsun..

-İlk devrenin sonunda CSKA'nın skorda geride kalmasının en büyük sebebi şüphesiz Kirilenko - Teodosic ikilisinin etkisiz kalmasaydı. Ancak 3. çeyrekte CSKA'nın akıcı hücum ederek farkı kapatmasında en büyük etken Teodosic oldu. Kirilenko ise belki de maçın en kritik hamlesini yaparak, bitime 5 dakika kala CSKA adına kıvılcımı çaktı.

-4.çeyrekteki geri dönüşte elbette ki Kirilenko bireysel olarak başı çekti ancak takım olarak yapılan sert savunma Yunan ekibinin oyundan düşmesine sebep oldu. Savunmaya ek olarak, Krstic'in 4'lemesine rağmen hücumda etkili oynamaya devam etmesini de unutmamak gerek.

-CSKA'da pas trafiği kimi zaman baş döndürücü seviyelere ulaşabiliyor. Ama işler ters gittiğinde pasif kalmaları kendileri adına olumsuz bir not. PAO'nun dünkü maçta bu tip anlarda boğucu savunma yaparak durumu kendi lehine çevirmeye çalışması özellikle 2.çeyrek ve 4.çeyreğin başında sıkıntılı anlar yaşattı Rus ekibine.

-Son bir not da Jasikevicius için. Geçen yıl Fenerbahçe Ülker'e yarardan çok zararı olmuştu bana göre ama Pana'da düzeni bozmadan çok verimli oynuyor. Top kayıplarını minimize ederek oynuyor ve her zamanki gibi takımı yöneterek, boş şutlarda cezayı kesmesini biliyor. Rolünü kabul ederek, Diamantidis'den rol çalmaya çalışmaması da önemli yeşil-beyazlılar için.


ANADOLU EFES - MACCABİ ELECTRA:


Efes'te yıllar geçmesine rağmen bazı şeyler hiç değişmiyor, hep aynı kalıyor. Dün Sinan Erdem'de gördüklerimiz bunun kanıtı. Maç içinde birçok kez tempoyu ayarlama, oyunun kontrolünü eline alma şansı elde eden Efes, bütün bunları elinin tersiyle itti ve maçın bu noktaya gelmesine sebep oldu. Göze çarpan bazı notlar şöyle;


- Maccabi karşısında Vujacic'in hareketlerini, şutlarını kesip ayrı bir video yapsak maçta neler olup neler bittiğini rahatça anlayabiliriz. Giren şutlar, üçlük çizgisine alternatif olarak yapılan penetreler Efes'in grafiğini yukarı çekerken, kötü oynadığında yaptığı işlere saplantılı derecede bağlanıyor, bırakmıyor. Eh, böyle olunca da Efes hücumunda akıcılık, top paylaşımı falan kalmıyor. Biraz uç bir örnek olabilir ancak Fenerbahçe'deki Jerrells'a benzetebiliriz kendisini. Vujacic hakkında son cümle İlker Üçer'den (nam-ı diğer Marko) geliyor: 'İki ucu boklu değenek'


-Maccabi'nin evinde Real Madrid'i yendiği maçı izleyenler hatırlar, koç Pablo Laso Schortsanitis'i savunmak için, ilk beşte Ante Tomic yerine Mirza Begic ile başlamıştı. Ancak Sofo iki oyuncuya da karşı net üstünlük kurmuş, pota altını domine etmişti. Dün akşamda Barac - Batista ikilisi yunan oyuncuya 1'e 1'de çare olamadı. Euroleague'de Schortsanitis'in fiziğine yaklaşabilecek nadir oyunculardan Batista'nın bile savunmada sorunlar yaşaması -Schortsanitis özelinden çıkıp genele baktığımızda- Maccabi'nin boyalı alandan %60 ile oynamasına sebep oldu.


-Laf pota altından açılmışken, savunmada olduğu gibi hücumda da sıkıntıların olduğunu söylemek lazım. Barac'in pick&roll sonrası sayıları Efes'in bu bölgedeki tek silahıydı. Özellikle maçın sonlarında içerinin unutulması, fast-break'de üçlük denenmesi gibi unutmak isteyeceğimiz anların yaşanmasına yol açtı. Bu arada Efes maç boyunca tam 33 üçlük denedi. Evet, 33 ...


-4 numaradan beklenen verim alınamadı. Ersan ve Savanovic'in isim olarak çok ön plana çıkmaları, bizleri de beklentiye sevk ediyor. Elbette iki oyuncudan +50 ranking gelmesini beklemek hayalcilik olur ancak Ersan'ın bazı anlarda sazı eline alıp, maçın gidişatını etkileyememesi, Savanovic'in 22 dakikada 0 sayıda kalması hoş karşılanacak şeyler değil.


-Son satırlar ise Maccabi için.. David Blatt'in yarattığı takıma ve sistemine saygı duymamak elde değil. 26 basketin 22'sinin asist üzerinden geldiğini söyleyip noktayı koymak da mümkün ancak Farmar kumarının tutması onları F-4'a kadar götürebilir. Geçen sezonki kadrodan Eidson ve Pargo gibi önemli isimleri kaybettiler ama oyun anlayışları değişmiş değil. Tempoyu üst seviylere çekmeyi seviyorlar ve karşılarına bu tempoyu kesebilecek bir takım çıkmadıkça en az Barcelona ve CSKA kadar şampiyonluk adayılar.

4 Kasım 2011 Cuma

Murat Özyer Röportajı


Uzun süredir bu röportajı gerçekleştirmek için çabalıyorduk. Sonunda oldu. Basketizm'den Burak Atlayan aracılığıyla iletişime geçtiğimiz TED Kolejliler baş antrenörü Murat Özyer ile röportajımızı yine Basketizm yazarlarından Ebru Erdoğan ile birlikte gerçekleştirdik. Buyrun;

Ted Kolejliler maceranız nasıl başladı? 2011/2012 sezonuna takımınızla nasıl hazırlandınız?
Okul kaynaklı bir kulüpte ve camiada yetişmiş biri olarak ; Kolejliler ‘in bir parçası olmaya çalışmak benim değer verdiğim bir konu. Türk basketbolunun gelişmesinde önemli bir rol oynamış, pek çok önemli sporcu, spor adamı yetiştirmiş camianın en çok değer verdiği erkek basketbol takımının başına geçmek benim için değerliydi. Bunun altını kalınca çizmek istiyorum. İkinci olarak ise başkanımız Önder Bülbüloğlu ve yönetim kurulunun bakış açısı, hedefleri ve vizyonu beni heyecanlandırken,ayrıca birçok Beko B.L. kulübü gibi kurumsal ve finansal yapısının oturmuş olması da benim için önemli değerlerdi.
Bu yolun devamında Avrupa kupalarında oynamak var.Sizin de takip ettiğiniz gibi KADIN basketbol takımımız 10 sene ardından 1.lige yükseldiği sene ;diğer takımlar Avrupa Kupalaranına katılmak istemezken TBF’nin Avrupa kupasına katılma teklifine olumlu cevap vermiştir.Bu da bizim kulübümüzün basketbol vizyonunu gösteren kararlardan biridir.
* Bu sene çok net 2 hedefimiz var;
* Beko Basketbol ligine 2.Lig ŞAMPİYONU olarak çıkmak.
* Kolej camiasının basketbol heyecanını yükseltmek.
Bu uzun bir maraton. Kolej, birçok başarıya imza atmış köklü bir kulüp. Büyük adımları, büyük camialar atar. Hep beraber başarmak için hazırlanıyoruz.
Yaşar Sevim Turnuvası ve Tansev Mıhçıoğlu Turnuvası’nda kendinizi test etme imkanına sahiptiniz. Takımı nasıl buldunuz ?
Bu iki turnuvada da takımı öncelikle karakterini oturtmayı ana hedef olarak belirledik. Önemli yol kat ettik. İki turnuva tamamen birbirinden farklı idi. İlkinde 1.lig takımları ağırlıklı iken 2. turnuvada sadece 2.lig takımları vardı. Ben bütün yazı boş geçirdiğimizi düşünüyorum ( abartarak söylüyorum tabii) . TB2L ‘de ” efsane ” olarak yaratılmış bir sertliğe hazırlandık ama bütün hazırlık döneminden sonra “yenileştirilmiş” kurallar çıkınca donduk kaldık. Halen uyum sağlamaya çalışıyoruz.
TB2L’de Beko Basketbol Ligi kadar çekişmeli geçecek gibi gözüküyor. Fikstür değerlnedirmesi alabilir miyiz?
TB2l bu sezon yeni yapısı, yeni statüsü ve yeniden yapılanmış takımları ile çok çekişmeli başladı. 10-15 hafta da öyle geçecek. BEKO B.L. ‘deki bazı takımların dar rotasyonlu kadrolarla lige başlaması, Türkleştirilmiş oyuncu sayısının ligde artması; bazı tecrübeli oyuncuların TB2l’ye yöneltti. Bu da denk takımlardan oluşan bir lig ortaya çıkarttı. İşler geçen senelere göre daha zor ,bir de yeni kurallardaki hassasiyeti ekleyince lig Alfred Hitchcock filmlerini andırmaya başladı.
Sizce TB2L’nin göze çarpan en önemli özelliği nedir? Euroleague’de savunma ve sertlik, NBA’de daha çok şova yönelik basketbol olduğu gibi…
Bu soruyu yazın sorsaydın ,TB2L’de farklı bir basketbol ve tarifinde zorlanılacak bir sertlik derdim. Ama TB2L ‘yi geldiğimiz 5.haftada tarif etmek zor.
Mevcut kadro ile takım karakterinizi nasıl tanımlarsınız? Savunma ağırlıklı mı, hücum ağırlıklı mı?
BEKO B.L. ‘ne çıkmak için hem hücumu hem de savunmayı iyi yapmamız lazım. Biz önce savunmamızı oturtmaya çalışıyoruz. Ufuk Gürgen’in yokluğu ve temasa daha az izin verilmesi bizi savunmamızda radikal değişiklikler yapamaya zorladı. Topu paylaşmağa gayret edip takım savunmasını üst seviyeye çıkartmak istiyoruz.
Daha önce TÜBAD’ın web sitesinde Pick&Roll ile ilgili bir yazınızı okumuştum. Takımda da Pick&Roll’u önemli bir silah olarak kullandığınız gözüküyor. Hücum sisteminizde P&R’un yeri ne?
P%Roll son senelerin ön plana çıkan en önemli hücum şekli oldu. Biz de iç-dış dengemizi bozmadan oynamaya gayret ediyoruz. Henüz çok başarılı olduğumuzu söyleyemem.
Türk Telekom sonrasında Hacettepe Üniversitesi de 1.ligde. Ayrıca 2.ligde de 5 Ankara takımının olduğu göze çarpıyor. Bu Ankara Basketboluna nasıl bir katkı sağlar sizce?
Ankara’dan 2 takımın tekrardan Beko Basketbol Ligi’nde mücadele edecek olması çok önemli. Umarım bu sayı gelecek sezon artar. TB2L’de ki Ankara takımlarının saysının artması ve iddalı olmaları başkentin basketbol potansiyeli ortaya çıkaracak.Türk Basketbolüne yön veren şahir eskiden ANKARA idi.Bence bu enerji Beko Basketbol Ligi’ne mutlaka olumlu yansıyacaktır.Basketbol kulüplerimizin kalıcı organizasyonlar yapması çok önemli. Yatırımların geri dönüşleri mutlaka olacaktır.
Geçen yıl NTVSpor’da Dünya Basketbol Şampiyonası’nda, bu yıl da CNN Türk’te Two Nations Cup’ta yorumculuk yaptınız. Bana göre yorumlarınız gayet de keyifliydi. Bir tercih yapmanız gerekse hangisini tercih edersiniz? Neden?
TV’da yorumculuk yaparken en az takımların koçları kadar teknik konulara çalışıyordum.Ama adrenalin yeteri derecede yoktu. TV yorumculuğu için Kaan Kural’ın bana verdiği öğütü dinledim;evde arkadaşlarımla maç seyrediyormuş gibi davrandım.Ben eğleniyordum ,keyifliydi.Tercihim mutlaka sahada olmak olur.Çünkü aksiyon,heyecan,ter,kan ,göz yaşı,dayanışma ,ihanet,yarışma ne ararsan var.
Ülkemizde eğitim ve spor bir arada götürülebilir mi? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Malesef ülkemizde spor ve eğitim aynı anda yapılacak durumda değil. Bu konuya sayfalar yetişmez o sebeple kısa kesiyorum.
Eşinizle ve kardeşinizle aynı meslektesiniz. Bunun avantajları ve dezavantajları nelerdir?
İkimiz de profesyonel antrenörlük yaptığımız için en önemli şey “ailece beraber” olabilmek.Bu sezon avantaj bizde. İkimiz de aynı mesleği yapınca adrenalin iki kata çıkıyor ,olumlu kullandığımız sürece sağlıklı ve genç kalıcağımızı düşünüyoruz  :)
Kubilay Arslan – Ebru Erdoğan