10 Eylül 2016 Cumartesi

Lakers SL 2016 || Oyuncu Bazında Analiz


Los Angeles Lakers için geçtiğimiz 3 sezon pek hoş anılarla hatırlanmayacak. Chris Paul takasının veto edilmesiyle başlayan lanetli süreç Nash - Howard ikilisinin beklenen katkının 10'da 1'ini bile verememesiyle devam etti ve Kobe'nin aşil tendonunun kopmasıyla zirve noktasına ulaştı. 2010 şampiyonluğunun ardından inişli-çıkışlı ilerleyen Lakers, bu sakatlığın ardından önlenilemez bir düşüşün içinde buldu kendini. Nick Young, Carlos Boozer, Jeremy Lin, Byron Scott gibi tiplerin başrolde olduğu bir sirke dönüştü. Kaosun büyüklüğünü tasvir edebilmek için son 2 yılda batı konferansının son sıralarında bulunduklarını söylemek yetersiz, saha içi ve dışı sayılamayacak kadar çok tatsız olaya tanık olduk.

Bütün bunlar devam ederken bir yandan draft pickleri sessizce yeni oyunculara dönüşmeyi bekledi. Kimi yazarlar Mitch Kupchak'ın bütün bu karmaşayı daha güçlü bir rebuilding yapabilmek için kendi elleriyle daha kötü hale getirdiğini savunsa da beni uzun bir süre ikna edememişlerdi. Yapılabilecek tonla hamle, atılabilecek tonla adım olduğunu düşünsem de zaman onları haklı, beni haksız çıkardı. Şu an Lakers'ın elinde tamamı draft kaynaklı potansiyeli çok yüksek bir çekirdek, geçtiğimiz yılın en çok talep gören koçu ve geniş bir cap space var. Yeniden yapılanmanın acı kısmı bitti - en azından şimdilik öyle düşünüyoruz - ve geleceğe umutla bakmak için nedenler fazlasıyla mevcut.

Bu yazıda bu genç çekirdeğin önemli bir kısmının yer aldığı Summer League'deki performanslarına göz atacağız. SL'deki performansların veya rakamların yanıltıcı olabileceğini ve gerçek NBA seviyesiyle karşılaştırılamayacağını her zaman aklın bir köşesinde tutmak gerekiyor ama bir fikir edinmek için yeterli miktarda veri oluştu elimizde.

Brandon Ingram



5 maç - 12.2 ppg - 4.2 rpg - 1.8 apg - %44 FG - %25 3pt

Ingram bu oyuncu grubunun şüphesiz en büyük gelecek vaat eden oyuncusu. Skor üretebilme kabiliyeti ve inanılmaz kulaç açıklığı draft uzmanlarının onu mock draft'larda Simmons'ın arkasına koymasını epey zorlaştırdı. Hatta 23 Haziran gününe kadar #1'de kendine yer bulduğu mock sayısı da az değildi. Lakers'ın da Ingram'ı Simmons'a oranla daha çok istediği artık bir sır olmaktan çıkmıştı ve Sixers'ın Simmons'ı seçmesiyle istediklerini elde ettiler.

Ingram'ın Duke'taki oyun grafiğinin beklentileri çok yükseltmesi anlaşılabilir bir durum ancak onun SL performansının analizini bu beklentileri göz ardı ederek yapmak en sağlıklısı. Ingram hiçbir maçta 25 sayıyı geçemedi veya oyuna çok ciddi ağırlığını koyamadı ama ileride fazlasıyla tanık olacağımız yeteneğinden ufak bir kesit izletti.

Hücum tarafından başlayacak olursak kendisinin büyük bir skor üretebilme potansiyeline sahip olduğunu artık Ingram'ın adını ilk defa duyan kişiler dahi biliyor. Rakiplerini kolayca ekarte edebilen bir ilk adımı, kolayca faul almasını sağlayan bir bacak-kol uzunluğu ve 2 elini de efektif bir şekilde kullanabilme yeteneğine sahip. Daha NBA'e adım atmadan Durant karşılaştırmalarına maruz kalsa da kendisinin sahadaki görüntüsü bana daha çok Carmelo'yu anımsattı. Elbette daha güçsüz ama daha atletik bir Carmelo. 1'e 1 pozisyonlardaki etkili performansı bu anımsatmanın başlıca sebebi muhtemelen. Ayrıca sırtı dönük oyunlardaki tarzı da hafif bir Nowitzki esintisi oluşturmadı değil. Hücum tarafında ilerisi için en pozitif olabilecek not; oyununun kendisine gelmesiyle, kontrolü eline alma arasındaki dengeyi iyi kurmasıydı. Bu konuda açıkçası D'Angelo Russell'dan daha olgun gözüküyor. Şutlarının girmediği anda geri adım atmasını bildi ve takımın oyununu bir saniye bile zorlayıcı bir tavır takınmadı. Russell ve takımın geri kalanı kendisine pozisyon sunmak konusunda sınıfta kaldığı için şutlarını mecburen kendisi yaratmak zorunda kaldı ve buna rağmen tempoyu sekteye uğratacak hiçbir şey yapmadı ve penetre sonrası ısrarla doğru noktalara topsuz koşularını yapmaya devam etti. Tabi ki bu maçların Ingram ve Russell'ın birlikte oynadığı ilk maçlar olduğu gerçeğini unutmamak lazım, aralarındaki iletişimin gelişmemesi için bir sebep yok nitekim bu iletişim Lakers için hayati olacak.

Penetre - pas - şut üçgenindeki bütün parçaları belli bir seviyenin üzerinde yaptığı için savunmalar üzerinde büyük baskı oluştursa da boyalı alana girdiğinde kimi zaman yanlış kararlar verdi. Penetre sonrası bazen fazla ısrarcı davrandı, boş adamları bulmak konusunda Simmons'tan daha kötü bir performans ortaya koydu. Top kayıplarının çoğu da isolation'daki ezberlerinden kaynaklandı. Üzerine ikili sıkıştırma geldiğinde de yine doğru kararları verme konusunda problemler yaşadığını söyleyebiliriz. Elbette bütün bunlardan bahsederken daha 19 yaşında olduğunu ve doğru bir koç altında gelişime -özellikle mental açıdan- çok yatkın olduğunu da eklemek gerek.

Savunmada ise göze çarpan nokta güç eksiğini uzun kol-bacak avantajıyla kapatmaya çalışması oldu. Bu sayede dezavantajlı olduğu birçok pozisyonda top çalma veya blok yapabildi, tıpkı Anthony Davis gibi. Elbette güç konusunda -özellikle 4 numaraları savunurken- mevcut fiziğiyle yapabilecekleri sınırlı ama ne yazık ki tek sorun bu değil. Bir Harden kadar olmasa da ilgisizlği takımının kolay sayılar yemesine yol açtı. Eşleştiği oyuncuyla teması kesmesi rakibine kolay cut ve hücum ribaundu fırsatı doğurdu.


D'Angelo Russell


4 maç - 21.8 ppg - 4.0 apg - 6.2 rpg - %47 FG - %40 3pt

D'Angelo Russell'dan bahsederken dönemleri ikiye ayırmak lazım: Byron Scott öncesi ve sonrası. Scott ve takımın mevcut durumu bir #2 pick için olabilecek en kötü rookie sezonuna neden oldu. Kupchak'in şeytani planına kurban gitti bir nevi Russell'ın ilk yılı. Karşılaştıkları tablo sonrasında Lakers'ı takip edenler onun hakkında ikiye ayrıldı: bust olduğunu iddia edenler ve Scott ayrıldıktan sonra bir şans daha verilmesini savunanlar. D'Angelo henüz Walton'la maça çıkmamış olmasına rağmen post-Scott döneminin oyunu üzerindeki pozitif etkileri daha SL aşamasında ortaya çıktı ve 2. görüştekilerin yüzünü güldürdü bir nebze de olsa.

SL seviyesinin fazlasıyla üstünde olduğuna şahitlik ettik bir kere. Edindiği iyi - kötü bir senelik tecrübe sahadaki genel atmosferden farklı bir boyutta olmasını sağladı. Takım liderliği rolüne soyunduğunu ve bunu sadece oyunuyla değil takım arkadaşlarıyla konuşarak, onları yönlendirerek yapmaya çalıştığını gördük. Sahada Rose gibi değil de CP3 gibi bir tutum sergilemek istediğini anladık, Scott - Kobe döneminde buna fırsat bulamadığını anlayıp ona hak verdik. 

D'Angelo'nun bir pick&roll oyun kurucusu olduğunu biliyoruz. İkili oyunlarda sahayı okuyabiliyor, savunmanın alacağı önleme karşı -switch, double team vs.- göre esnek davranabiliyor. Takım da bu özelliğini geliştirmek üzere maçlarda p&r'ın farklı versiyonlarını bolca denedi. Bu noktada D'Angelo adına biri pozitif biri negatif olmak üzere iki not var. Birincisi, uzunun perdesinden sonra kendisi için gerekli olan açıklığı yaratmışsa rakibinin arkada kalmasını sağlamak için vücut teması kurmayı alışkanlık haline getirmesi. Örnekler aşağıda mevcut.




İkinci ve olumsuz olan ise şut veya pas için gerekli açıklığı bulmasına rağmen sıkça çemberi zorlaması ve bunun da bazı zamanlar top kaybına yol açması. Turnover rate'i %19.5 gibi çok yüksek bir seviyede ve bunun başlıca sebeplerinden biri bu. Diğer ana faktör ise pas seçimlerinde bazen zoru denemekten kaçınmaması. Bu iki konuda normal sezon maçlarında daha bilinçli olacağını tahmin ediyorum.

Yeni Lakers sisteminin önemli bir parçası olacak transition ve early offense'te tempoyu iyi ayarladığını söylemek lazım. Hızlı hücuma Ingram veya Nance'la çıkıldığında topu ısrarla elinde istemeyip köşelere doğru koşuları yapması da güzel bir detay. Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta elbette post-up oyunundaki gelişim. Fazla olmasa da birkaç güzel sekans sundu alçak postta, gayet de verimliydi. PG'ler için nadir rastlanan bir özellik, kendisi de bu alanda domine edici olmak istediğini söylemişti bir röportajında. 

İşin savunma tarafında ise artılar ve eksiler dengede denilebilir D'Angelo adına. Genel olarak on-ball savunmasının off-ball'a oranla daha efektif olduğunu söyleyebiliriz. Topsuz oyuncuyu savunurken tıpkı Ingram gibi çok sayıda kolay cut'a ve hücum ribaunduna müsaade ediyor. Top rakibinin elindeyken ise baskı dozajını doğru ayarlamayı başarıyor.

Larry Nance Jr.


4 maç - 9.0 ppg - 7.8 rpg - 2.8 spg - 1.8 bpg

Larry Nance Jr. geçen sene 27. sıradan draft edilirken kimse bu kadar önemli bir rotasyon oyuncusu olabileceğini beklememişti muhtemelen. Oldukça iyi geçirdiği rookie sezonunun ardından verimli oyununa SL'de de devam etti Nance. Her şeyden biraz yapabilen, her takımın kadrosunda görmek isteyeceği türden bir oyuncu oldu. Ryan Kelly gibi fiyaskoların ardından güvenilir bir 4-5 yedeğine sahip olmanın Lakers için anlamı büyük. 

Ingram'ın takıma katılmasıyla birlikte skor opsiyonu oldukça arttığı için kendisi hakkındaki ana beklentinin savunma yönünde olacağını tahmin etmek mümkün ve Nance'in bu konuda sahip olduğu silahlar oldukça fazla. Saha içinde oldukça aktif, rakibi yoran bir tarzı var. Atletizmi sayesinde her yere yetişebilmesi savunmada onu joker oyuncu konumuna getiriyor. Örneğin Sixers maçında Simmons'ı durdurma konusunda gayet iyi iş çıkarmıştı, hatta maç sonunda istatistik kağıdında yazan rakamlar 4 blok ve 7 top çalma idi. Pick&roll savunması ve çember korumasında da beklentileri fazlasıyla karşılıyor.

Oyun stili oldukça Kenneth Faried'i hatırlatan Nance'in oyuncu olarak bir sonraki seviyeye çıkması için hücumda bir şeyi çok iyi yapması gerekiyor. Bunun şut tehditi olabileceğinin sinyallerini SL'de verdi bize. Pick&pop üzeri mid-range şutlarda 5/9 ile oynadı, fırsat doğduğunda üçlük atabileceğini gösterdi. Bütün bunlar geçen seneki Nance'te bulunan ama hala üzerinde çalışılması gereken detaylardı. İlerleme kaydettiğini görmek sevindirici, %66.7 true shooting yüzdesi de bunun sayısal kanıtı. 

Hücumda onu değerli kılan bir diğer özelliği de p&r'ları etkili oynama kabiliyetine sahip olması. Güçlü perdeler koymasının yanında yön ve zamanlama konusunda da akıllı davranıyor. Ayrıca savunma ribaundunun ardından sahaya Draymond Green vari dribblingle kat edebildiğini de ekleyelim, elbette Green'in saha görüşüne sahip olmasa da Luke Walton'un sisteminde daha önem kazanacaktır bunu yapması.



Ivica Zubac


5 maç - 10.6 ppg - 7.2 rpg - 2.6 bpg - %64 FG

Gelelim sadece Lakers özelinde değil SL genelinde sürpriz yaratan Zubac'a. Normal sezon performansını görmeden steal dememek lazım ama bu yılki 2. tur seçimleri arasındaki en büyük steal adaylarından biri şüphesiz kendisi. Geçtiğimiz sezon yaşadığı sakatlıkların kendisini draft sıralamasında gerilettiği yoksa GM'lerin onu daha yukarılardan seçmeyi düşündüğü söyleniyor. Brian Shaw draft tahtalarında Zubac'ı 16. sıraya koyduklarını söylemişti hatta.

Peki Zubac'ın yaz boyu kendinden bu kadar bahsettirmesinin sebebi neydi? Önce rakamlardan başlayalım; yukarıda gördüğünüz gibi maç başı 2.6 blokla oynadı ve bu istatistik onu SL genelinde 2. yaptı. Ayrıca pozisyon başına ürettiği sayı ortalaması 1.2 oldu ve bu da onu bu yılki 2. tur seçimleri arasında liderliğe taşıdı. Bütün bunlar etkileyici olsa da Zubac'ın neleri yapıp yapamadığını anlatmakta yetersiz kalıyor. 

Sahada olduğu dakikalarda boyalı alanın en önemli aktörüne dönüştüğünü söylemek lazım. Özellikle ritmini bulduğunda pota altını no fly zone'a çevirebiliyor ya da etkili alçak post oyunuyla üst üste 3 hücumda sayı üretebiliyor. Bunların dışında en iyi yaptığı iş sahanın iki tarafında da doğru konumlanmak. Doğru koşuları yapması geçiş hücumlarında sayısız bitiriş imkanına kavuşmasını sağlarken, boyalı alanda iyi yer tutması da blok istatistiğini geliştirmesine yardımcı oluyor. Ayaklarının yavaşlığını akıllı adımlamalarla kompanse etmeye çalışıyor.  Hücum ribaundu açısından özel bir motivasyonu olduğu belli, aldığı toplam ribaundların %40'a yakınını hücum ribaundları oluşturdu.

Zubac'ın bütün bu özelliklerini sahada göstermesi sahada daha fazla kalmasını sağlarken bu da defolarını daha fazla görmemizin kapısını açtı doğal olarak. Boy avantajıyla içeride önemli bir tehdit oluşturmasına rağmen oyunun belli sekanslarında bu avantajı kullanmayıp kollarını fazla aşağı indirince faul problemiyle yüz yüze kaldı. Oyunuyla ilgili bir diğer kritik sorun, sol elinin oldukça zayıf olması. Bu eksiklik post-up oynarken tahmin edilebilir olmasına yol açıyor, aynı zamanda savunmadaki efektifliğini sınırlıyor. Yavaş ayakları transition savunmasında ve şutu olan 5 numaralara karşı sıkıntı yaratıyor. Pick&roll'daki verimliliğini geliştirmesi lazım, perde koyarken dozu ayarlayamayıp -bir Oğuz Savaş kadar olmasa da- hücum faul alabiliyor ve devrilme sırasında ball-handler ile uyum sağlayamıyor. Hücumda post-up üzeri hook'un yanına bir silah daha koymak istiyorsa kesinlikle mid-range şutunun üzerine çalışması lazım. Bu konuda belli bir seviyede olduğunu söyleyebiliriz ama fazlasıyla istikrarsız ve menzili dar.

Mozgov transferi ve diğer oyuncuların 5 numaradan süre çalabileceği düşünüldüğünde normal sezonda forma şansı bulup bulamayacağı şu anda ortada. Walton'ın Randle - Nance ikilisine 5'te ne kadar görev vereceğine bağlı değişecektir alacağı süre. SL'de gösterdiği performansı tekrar edip edemeyeceğini görmek için kendisine bir fırsat tanınmasını isterim şahsen.

8 Haziran 2013 Cumartesi

Galatasaray - Banvit 2. Maç İstatistikler

Galatasaray (80)

Beş / Sahada Kaldığı Süre / O Süre İçerisindeki Atılan - Yenilen Sayılar:

Arroyo - Gordon - Markoishvili - Ersin - Furkan / 17:53 / 41 - 26
Arroyo - Ender - Gordon - Cenk - Ersin / 07:48 / 21 - 18
Arroyo - Gordon - Cenk - Ersin - Ndong / 3:28 / 8 - 4
Arroyo - Ender - Gordon - Ersin - Ndong / 2:44 / 0 - 2
Gordon - Cenk - Markoishvili - Macvan - Furkan / 2:20 / 2 - 3
Ender - Cenk - Markoishvili - Macvan - Furkan / 2:15 / 2 - 4
Ender - Gordon - Markoishvili - Macvan - Furkan / 1:32 /  4 - 4
Arroyo - Ender - Gordon - Marko - Ersin / 1:29 / 2 - 0
Can - Ender - Cenk - Macvan - Ersin / 0:37 / 0 - 2
Arroyo - Ender - Gordon - Ersin - Furkan / 0:28 / 0 - 0
Arroyo - Ender - Gordon - Macvan - Ersin / 0:23 / 0 - 0
Gordon - Cenk - Markoishvili - Macvan - Ersin / 0:03 / 0 - 3

Asist Dağılımı:


Arroyo => Ersin (2), Markoishvili (2)
Gordon => Cenk, Ender, Markoishvili
Markoishvili => Furkan (2)
Ersin => Gordon, Furkan
Furkan => Ersin, Arroyo


  • 9 hücum ribaundu; 12 ikinci şans sayısı (Furkan 8, Ersin 2, Ender 2)
  • 4 top çalma - 10 top kaybı; 6 hızlı hücum sayısı (Gordon 2, Ersin 2, Furkan 2)

Banvit (66)

Beş / Sahada Kaldığı Süre / O Süre İçerisindeki Atılan - Yenilen Sayılar:

Lucas - Simmons - Meija - Davis - İzzet / 6:30 / 13 - 13 
Lucas - Erkan - Meija - Davis - İzzet / 0:50 / 0 - 4
Erkan - Serkan - Meija - Davis - Stimac / 4:21 / 8 - 6
Erkan - Serkan - Meija - Bajramovic - Stimac / 0:28 / 0 - 0
Erkan - Serkan - Meija - Bajramovic - Davis / 0:19 / 0 - 0
Lucas - Serkan - Simmons - Bajramovic - Davis / 4:31 / 8 - 17
Lucas - Serkan - Simmons - Meija - Bajramovic / 3:01 / 9 - 0
Lucas - Serkan - Simmons - Meija - Davis / 3:06 / 5 - 9
Lucas - Serkan - Meija - Davis - İzzet / 2:03 / 0 - 8
Erkan - Serkan - Meija - Davis - İzzet / 4:51 / 6 - 9
Lucas - Erkan - Simmons - Bajramovic - İzzet / 11:13 / 13 - 6
Lucas - Erkan - Simmons - Bajramovic - Davis / 3:47 / 4 - 8

Asist Dağılımı:

Davis => Serkan (2), Lucas
Lucas => Davis, Meija, İzzet
Meija => Davis, İzzet
Erkan => Davis, Lucas
İzzet => Simmons

  • 5 hücum ribaundu; 0 ikinci şans sayısı
  • 1 top çalma - 9 top kaybı; 4 hızlı hücum sayısı (Davis 2, Lucas 2)





Heat - Spurs Game 1


''Finallere gelen takımlar her zaman en iyi basketbolu oynayanlar mıdır?'' sorusuna net bir cevap vermek zordur NBA'de. Elbette 3 tane play-off serisinden sağ çıkmak kolay bir iş değil ancak geçmişte finale ulaşan takımların bazılarında ''en iyi basketbolu'' oynamanın yanında ekstra yıldız oyuncu performansları, rakiplerin güçsüzlüğü gibi faktörler de ön plana çıkmıştı çoğu kez. Ancak bu kez farklı. San Antonio Spurs ve Miami Heat hem normal sezon, hem play-off performanslarına bakıldığında keskin olarak ön plana çıkan iki ekip ve finalde de birbirlerinin karşısına dikildiler.

Ancak bu iki ekibin oyun tarzı birbirinden oldukça farklı ve ikisi de bundan önce rakiplerine kendi tarzlarını kabul ettirmeyi başardılar çoğunlukla. Bu eşleşmede kimin oyununu sahaya dikte edeceği çok önemliydi ve Spurs 9-2'lik başlangıca rağmen bu konuda pek iyi start vermedi. Tempo ilk yarının genelinde Heat'in kontrolündeydi ve dolayısıyla hızlıydı. Ancak Spurs'ün rakip ve koşullar ne olursa olsun oyundan kopmama gibi bir huyu var. Bu Golden State'in çılgın üçlük attığı maçlarda da böyleydi ve Miami karşısında da değişmedi. Bu dengeyi sağlamalarının başlıca nedeni ise maç boyunca sadece 4 top kaybetmeleri oldu, hatta ilk 5 dakikayı çıkarırsak 2. Tim Duncan maç sonrası ''Indiana'nın top kaybı sayısı arttığında maç kaybettiğini biliyorduk ve buna göre oynadık'' açıklaması da bu konuya nasıl önem verdiklerinin göstergesi. 

Tim Duncan demişken, onun da ilk çeyrekteki 0/5'lık saha içi isabetinin ardından ikinci çeyrekte 12 sayıyla çabuk bir geri dönüş yaptığını atlamak olmaz. İlk 3 turda makine düzeyinde attığı mid-range'lerde ritmi sonlara doğru yakaladı, maçı da 20 sayı - 14 ribaund ile tamamladı. O felaket ilk çeyreğinde bile 5 ribaund - 3 asist yapması oyuna her türlü etki edebileceğinin kanıtı.

Spurs'ün bu sene bir adım öne atmasını sağlayan oyuncular olan Kawhi Leonard ve Danny Green de ilk final deneyimlerinde fena bir sınav vermediler. Leonard, LeBron savunmasında inanılmaz bir iş yaptı bunun yanı sıra deliciliğini kullanarak yarattığı birçok fırsat vardı maç içinde. Duncan'dan sonra en çok ribaund alan 2. isim (10 ribaund). Dany Green ise ilk devrede 3/5 ile iyi üçlük attı ancak bu ikili hakkında konuşabileceğimiz olumsuz nokta ikinci devredeki şut performansları olabilir. 1/9 ile üçlük attılar, belki buldukları pozisyonlarda bir - iki ceza kesebilseler maç daha erken kopabilirdi.

Ve tabi ki Parker.. Şu anda bana göre CP3 ile ligin en iyi oyun kurucusu ve bu maçta da sahanın en iyisi olmayı başardı. Heat pick&roll'lerde Parker'a tepede ikili sıkıştırma getirmeyi tercih etti ancak bu onun hızını yavaşlatmadı. Şu yaptığı da finaller tarihinin unutulmaz anları arasına girecek:



Miami'ye gelecek olursak.. Maçın ilk bölümünde üstün olan taraf onlardı, ikinci çeyrekte bir ara farkı 9'a kadar çıkardılar, son 7 dakikaya kadar üstünlüklerini korudular ve skor dağılımını iyi yaptılar. İpin koptuğu nokta ise son çeyrekteki berbat hücum performansları oldu. Sadece 16 sayı üretebildiler, 9 top kaybının 5'ini bu çeyrekte yaptılar, o dakikalara kadar Spurs potasına 17 sayı bırakan Wade'in keza LeBron'un ortadan kaybolması, oluşan kilidin açılmasını daha da zor hale getirdi. Ancak şunu da belirtmekte fayda var, hücumda ne kadar çökseler de savunma sertliğini bir an olsun düşürmediler. Bu da Spurs'ün farkı daha çabuk yakalamasının önüne geçen bir etken.

2. çeyrekte Wade ve Bosh'un kenara gelip LeBron'un Cole - Allen - Miller - Anderson dörtlüsüyle sahada kaldığı dakikalar maç içinde dengenin ilk defa net bir tarafa kaydığı sekansa yol açtı. Nitekim Duncan'ın dirildiği anlarda ise Wade - Cole ikilisinin performansıyla kontrolü elinde tutmayı başardı Heat. Yan parçalardan gelen katkının ikinci devrede sınırlanması mağlubiyette üst sıraya yazılabilecek detaylardan.

Aslında 3. çeyreğin ortalarından itibaren düşen bir ivmeye sahip olsa da son dakikaya kadar maçın içinde kaldı Heat. Ancak Parker'ın inanılmaz şutunun yanı sıra kırılma noktalarından biri Bosh'un bitime tam 1 dk. kala Heat hücumunda boş üçlüğü kaçırmasıydı. Spurs'ün o denli kritik bir savunmada adam paylaşımında hata yapmayacağını düşünürsek Bosh'un maç içinde üç sayı çizgisi etrafında yakaladığı kötü performansa güvendiğini söylemek yanlış olmaz.

 Bosh shot chart

19 Temmuz 2012 Perşembe

TBL Ankara Fikstür

1.Hafta

TED Kolejliler - Tofaş

2. Hafta

Telekom- Antalya BŞB.
Hacettepe - Efes

3. Hafta

TED Kolejliler - Gaziantep BŞB.

4. Hafta

Telekom - Aliağa
Hacettepe - Erdemir

5. Hafta

TED Kolejliler - Hacettepe

6. Hafta

Telekom - Efes
Hacettepe - Mersin BŞB.

7. Hafta

TED Kolejliler - Antalya BŞB.

8. Hafta

Telekom - Olin
Hacettepe - Pınar KSK

9. Hafta

TED Kolejliler - Efes

10. Hafta

Telekom - Erdemir
Hacettepe - FB Ülker

11. Hafta

TED Kolejliler - Erdemir

12. Hafta

Telekom - TED Kolejliler
Hacettepe - Banvit

13. Hafta

TED Kolejliler - Mersin BŞB.
Hacettepe - Telekom

14. Hafta

TED Kolejliler - Beşiktaş

15. Hafta

Türk Telekom - Galatasaray
Hacettepe - Antalya BŞB.

16. Hafta

Telekom - Beşiktaş
Hacettepe - Aliağa

17. Hafta

TED Kolejliler - FB Ülker

18. Hafta

Hacettepe - Olin Edirne
Telekom - Karşıyaka

19. Hafta

TED Kolejliler - Banvit

20. Hafta

Hacettepe - TED Kolejliler
Telekom - Tofaş

21. Hafta

TED Kolejliler - Galatasaray

22. Hafta

Telekom - Fenerbahçe Ülker
Hacettepe - Beşiktaş

23. Hafta

TED Kolejliler - Aliağa 

24. Hafta

Hacettepe - Tofaş
Telekom - Gaziantep BŞB.

25. Hafta

TED Kolejliler - Olin Edirne

26. Hafta

Telekom - Banvit
Hacettepe - Gaziantep BŞB.

27. Hafta

TED Kolejliler - Telekom

28. Hafta

Telekom - Hacettepe

29. Hafta

Telekom - Mersin
Hacettepe - GS

30. Hafta

TED Kolejliler - Pınar KSK

8 Haziran 2012 Cuma

Miami - Boston (6. Maç)

Son günlerde NBA TV'nin Greatest Game kuşağında en çok karşılaştığım maç, LeBron'un belki de şu ana kadarki en iyi play-off performansını sergilediği 2007 Doğu Finali 5. maçıydı. Cavs o seride 2-0 geri düşmüş ancak evinde tekrar durumu 2-2'ye getirmeyi başarmıştı. The Palace'daki maçı ise LeBron'un efsane performansı -takımının son 30 sayısının 29'unu atmıştı, toplam 48 sayı- Cavs'a getirmiş ve oradan da finale yürümüşlerdi.



LeBron o performansının ardından yaklaşık 5 yıl sonra, yine bir konferans finalinde unutulmayacak bir maç çıkardı. Çok klişe bir laf olacak ancak yaptıkları, 45 sayı - 15 ribaund - 5 asistin çok çok ötesinde.

Maça geçecek olursak, iki takımın da çok konsantre bir giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz. Battier'in iki dış şutu ve savunmada koyduğu efor dikkat çekerken Miami'yi skorda öne fırlatan isim ise tabi ki LeBron oldu. Çok uzatmadan şöyle söyleyelim; ilk devrenin tamamında Boston'un toplam skoruyla kafa kafaya gitti neredeyse. Özellikle Wade'in de katkı verememesiyle sazı iyice eline alan LeBron soyunma odasına gidilirken Boston potasına toplam 30 sayı bırakmıştı. Paul Pierce'ı ikinci çeyreğin bitimine 6 dk. kala 3 faul ile iptal etmesi de cabası. Kaan Kural - Caner Eler ikilisi de maç içinde ne kadar odaklandığından bahsetmişlerdi, aşağıdaki fotoğraf apayrı bir boyuta geçtiğinin kanıtı.

TD Garden'da 'Seri Katil' modunda takılan LeBron James
Tabi Rondo'nun da kafa tutuşunu es geçmemek lazım, özellikle Paul Pierce'ın devre dışı kalması ile hücumu yönlendiren tek isim oldu ve bu görevi de layığıyla yerine getirdi. İlk devre sonunda onun da istatistik hanesinde 15 sayı - 5 asist yazıyordu.

Üçüncü çeyreğin genelinde tempo düşüktü ve bu da Miami'nin farkı korumasına yardımcı oldu. Yaptıkları etkili pota altı savunmasının da bunda etkisi büyük. Brandon Bass'in sağladığı ekstra skor katkısı yeterli olmadı Boston adına. Son bölümde ise kapıyı kapatan nokta Wade'in devreye girip 8 sayı üretmesi oldu ve seri böylece 7. maça taşındı.

Son olarak LeBron'u pek de sevmeyen biri olarak trollüğümü de yapmadan geçmeyeyim. Bu maçtaki oyununa şapka çıkarmamak elde değil ancak bu derece üst seviyede bir oyuncu oldukça onu bekleyecek sınavlar bitmek bilmeyecek. Şimdi önünde, önemli bir Game 7 ve olası bir OKC finali var. Wade ve Bosh etkisiz kaldığı sürece spot ışıkları yine onun üzerinde olacak. Neler yapacağını merakla bekliyoruz..


OKC - Spurs (6. Maç)









İki devrenin birbirinden çok farklılık gösterdiği bir maç izledik kesinlikle. Spurs'te her oyuncunun eliminasyon maçı olduğunun farkında başlaması ibreyi ilk dakikalarda Popovich'in takımına çevirdi ve yaptıkları sert savunma ile oluşturdukları farkı devre sonuna kadar korudular.

Spurs'te her oyuncunun konsantre olduğunu yazdık ancak ilk devre itibariyle Tony Parker'ı ayrı bir yere koymak haksızlık olur. Oyuna koyduğu ağırılığı daha somut bir şekilde anlatmak için şu istatistiği verelim: Spurs'ün ilk 27 sayısının hepsinde imzası vardı. Fransız oyuncunun muazzam performansının yanında Stephen Jackson, Kawhi Leonard, hatta 5. maçın kayıp ismi Gary Neal'ın da skora katkıda bulunması Spurs'ün farkı birden çok kez 18 sınırına getirmesini sağladı. Oklahoma City'nin evinde geri dönüş yapmasını engellemeleri de kesinlikle yaptıkları savunma ile oldu. Ritm yakalamalarına izin vermediler ve bireysel zorlamalar haricinde pek de bir üretim yapamadı Thunder. Her ne kadar Durant - Westbrook ikilisi 27 sayı üretmiş olsa da bunun yüzdeli veya verimli bir 27 sayı olduğunu söylemek zor.

Yukarıda da dediğim gibi iki devresi birbirinden çok farklı gelişen bir maç izledik. Momentumu ele geçirdiğinde rakibi sürklase etmek konusunda -özellikle kendi evinde- NBA'de Thunder'dan daha iyisi yok. Soyunma odasından, ikinci devrenin ilk 3-4 dakikasının belki de maçın gidişatını belirleyeceğinin farkında döndüler ve ilk kez karşılaşmanın hakimi olmayı başardılar.[1] Bu tip bir tempo yakaladıklarında gösterilen performansları bireysel olarak değerlendirmek zorlaşıyor. Rakiplerine öldürücü yumruğu vurmak konusunda zorlanmıyorlar. Ancak karşılarında kontrol elinden gittiğinde dağılmayacak, karakterini koyabilecek bir takım  olunca maç da erken kopmadı. Parker'ın ilk devredeki etkinliğini kaybetmesine rağmen özellikle Stephen Jackson'un 5/5 üçlük isabetiyle skora tutundu Spurs. Ancak skorun dengede olmasına rağmen istediği ritmi yakalayan Thunder, son çeyrekte üstün olan taraftı. Baskılı savunmasına devam eden Thunder, Durant'in de son noktayı koymasıyla finale çıkan taraf oldu.

San Antonio Spurs adına bu kez gerçekten sona geldik. 2009'dan itibaren her sezonu 'Bir Devrin Sonu' başlıklarıyla açan Spurs, zirveye oynamayı başarmıştı. Ancak 36 yaşına gelen Duncan'ın bu play-off'ların ardından emekliliğe ayrılacağı ve Popovich'in de onunla bırakacağı söylentileri 1999'dan beri NBA'in en önemli güçlerinden olan takımın dağılacağının habercisi.

Thunder içinse her şey daha yeni başlıyor. 2009'dan itibaren her yıl üzerine bir şeyler koyarak ilerleyen Thunder Batı'daki 13 yıllık Lakers - Spurs - Mavs egemenliğini kırarak, evinde hiç maç kaybetmeden finali de görmeyi başardı. İlginçtir final yolunda devirdikleri ekipler de bu üçlüden başkası değildi. Doğudan gelen kim olursa saha avantajına sahip olacaklar ve bence orada da şampiyonluk için bir adım öndeler.

[1] : Bu sekansta ilk devrede oyuna girmeyen Splitter, sadece 39 saniye sahada kalabildi. Bir pozsiyonun ardından kenarda Splitter'a fırça atmaya başlayan Popovich, Splitter - Blair değişikliğini yaptı ve Brezilyalı uzunu bir daha da oyuna almadı.