9 Aralık 2022 Cuma

Dünya Kupası Notları & Hırvatistan: 1 - Brezilya: 1 (pen: 4-2)

 

Hırvatistan'ın Brezilya karşısında rahatlıkla esinlenebileceği bir plan vardı: İsviçre'nin Brezilya karşısında oyunu 80'e kadar eline kadar tutan planı. Çok daha iyi bir kadroyla bu planı en az İsviçre kadar iyi işletebilmeyi amaçladılar, nitekim maçın hikayesi de bunun üzerinden oluştu. Eleme maçlarında görece zayıf takımın klasik planı olan topu rakibe verip geride yerleşip fırsat buldukça kontra denemek yerine Brezilya'nın tempoyu asla eline almasına izin vermeyen, bunu da zaman zaman topa sahip olarak zaman zaman da orta sahada baskıyı arttırıp Brezilya ön dörtlüsünün ortalama oyun pozisyonlarının normalin geride oluşmasına yol açan bir Hırvatistan vardı. Neymar'dan çok Rapinha ve Vinicus'u geriye itmeleri bu ikilinin en tehlikeli oldukları noktalarda birebir pozisyonlar yakalamasının önüne geçti, orta sahada da Modric'in liderliğinde baskın bir Hırvatistan olunca (bunu Paqueta-Casemiro ikilisine karşı yapmış olmaları daha da etkileyici yapıyor) Brezilya'nın üretebileceği çözümler azaldı.

Brezilya ritimle çalışan bir takım. Bu ritimi yakaladıklarında turnuvanın belki de en yüksek potansiyele sahip takımı, nitekim bunu Sırbistan ve Güney Kore karşısında gösterdiler. Ancak 1-0'ı erken bulamadıklarında yaşadıkları krizin fragmanını İsviçre maçında izlemiştik. Bu maçta da Neymar'ın üst üste iki verkaçıyla tek başına yarattığı enfes gol, yine krizi bir şekilde atlattıklarını düşündürdü ancak Petkovic'in golü senaryoyu en başa çevirdi. Tite'nin oyuncu değişiklikleri dahil 120 dk boyunca farklı bir çözüm ortaya koyamaması iyi kadronun gölgelediği hocalık eksikliklerini göz önüne serdi. Set hücumunda bu kadar tıkandıkları bir maçta kaptırdıkları topları önde basarak Hırvatistan'ı eksik yakalamayı çalışmayı daha çok denemeleri olasıydı ancak bunu nedense tercih etmediler. Çok kalp kırıcı bir şekilde elendiler ancak 120 dk boyunca sahaya bir çözüm koyamayan takım için çok da haksız bir elenme olmadı bu. 

Hırvatistan ise son Dünya Kupası'ndaki finalden sonra bu sefer de yarı final yaptı. Modric önderliğinde ayakları yere basan çok sağlım bir takım görüntüsü çiziyorlar ve şu ana kadarki 5 maçlarında yakaladıkları namağlup seriyi sonuna kadar hak ettiler. 

4 Aralık 2022 Pazar

Dünya Kupası Notları & Fransa: 3 - Polonya: 1

 

Star performansı açısından çok bereketli bir turnuva olmuyor şimdiye kadar Dünya Kupası. Takımını sırtında taşıyan bireysel performansları saymak istesek bir elin parmaklarını geçmez muhtemelen. Ancak öyle iki adam var ki, tek başlarına neredeyse bu argümanı tersine çevirmeye ant içmişler: Messi ve Mbappe. Ortaya koydukları oyunun çok etkileyici olması bir kenara, performanslarının hep kritik noktalarda takımlarının kırılma noktalarında zirve yapması, bu performansları istatistik kağıdını dolduran rakamlardan çok daha öteye taşıyor. Nitekim dün Messi, bugün de Mbappe; takımlarının tur krizine doğru adım adım gittiği anlarda tam zamanında maçın hikayesini değiştiren hamlelere imza attılar. Mbappe'nin atılan 3 golde de imzası vardı, ilk golde Giroud'ya nefis bir asist yaparak perdeyi açtı, 2. ve 3. gollerde ise turnuvanın en iyi golleri arasına girmeye aday iki gol bıraktı Polonya kalesine. 

Fransa'nın diğer tepe takımlara karşı kendilerini öne çıkaran üç ana etken var: net bir ilk 11, üst düzey atletizim-fizik kalitesi ve kapalı savunmayı açma maharetleri. Net bir ilk 11 konusunda krediyi elbette Deschamps'a vermek lazım. Bu kadar çok sakatla geldikleri turnuvada net bir 11 oturtmuş olmak büyük başarı, Arjantin gibi hala en optimal 11'ini takımları gördükçe bu faktörün değeri daha net anlaşılıyor. Üst düzey atletizm ve fizik kalitesi yeni bir şey değil, Fransa'nın bir süredir diğer ülke takımlarına üstünlük kurduğu bir nokta. Ama bu kozun yıllar içerisinde daha da olgunlaştığını ve Deschamps tarafından daha verimli bir şekilde kullanıldığını gözlemlemek mümkün. Rakip olarak Polonya, oyun olarak olmasa da fizik mücadele açısından ciddi bir testti, oldukça başarılı bir şekilde geçmiş oldular bu sınavı. Kapalı savunmayı açma noktasında ise Mbappe'nin katkısından bahsetmeye zaten gerek yok ancak bu noktada Griezmann'a ayrı bir parantez açmakta fayda var. Mbappe-Dembele-Giroud'ya kıyasla gol yollarında çok gözükmese de onların arkasında 6-8-10 numara rollerini bir arada harmanlayan ve orta saha-hücum bağlantısını nefis bir şekilde kuran bir Griezmann performansı izliyoruz. Fransa, bu turnuvada Kante-Pogba ikilisini aramıyorsa bunu en büyük ölçüde Griezmann'a ve onu bu şekilde verimli kullanan Deschamps'a borçlu.

İlk 16'ya kalan takımlar arasında bu noktayı en hak etmeyen takım muhtemelen Polonya'ydı. Oldukça sönük bir futbol ile, sadece Suudi Arabistan'a attıkları 2 gol ile gruptan çıkmayı başarmışlardı. Dolayısıyla Fransa'ya karşı üretecekleri çözümler açısından da beklenti düşüktü ama belki de bu düşük beklenti sebebiyle sahada oldukça iyi duran bir Polonya izledik, en azından ilk gole kadar. Özellikle 20-45 arası oynadıkları 25 dakika, grup maçları dahil en iyi 25 dakikalık sekanslarıydı. Oyunu geride kabul edip kontra deneme formulünü aşıp adım adım topa sahip olma oranını arttıran ve tempoyu eline alan bir Polonya izledik bu sekansta. İronik bir şekilde, golü de tam bu sekansın sonunda yediler. 1-0 gerideyken ise çok bir şey sunamadılar oyun açısından. Bu 25 dakika, kendilerini nihai hedefe ulaştırmasa da belki de onları son 16'nın en olumsuz hatırlanan takımı olmaktan kurtardı.

Dünya Kupası Notları & Arjantin: 2 - Avustralya: 1

 

Grup aşamasındaki performansları Arjantin adına karmaşık hisler oluşmasına yol açtı. Meksika maçında Messi'nin golüne kadar tıkanmış bir oyun, Polonya karşısında Messi'ye dahi ihtiyaç duymadan turnuvanın en üretken oyunlarından biri, Suudi Arabistan maçında gece gündüz kadar farklı iki devre...Bu takım aslında kimliğini arayan, kadrosu henüz oturmamış bir takım değil. Aksine, kupaya gelirken 36 maçlık kaybetmeme serisi yakalayan, bu süreçte iki kupa kazanan ve oyunu nispeten oturmuş bir takım. Turnuva içerisinde yaşadıkları bu git geller ise Arjantin'in kupada gideceği son noktanın kestirilmesini oldukça güç kılıyor.

Bu maçı Arjantin adına grup aşamasındaki maçlardan birine benzetmemiz gerekirse en yakını Polonya maçı olur muhtemelen. Gole kadar tıkanan bir oyun, kapanan savunmaya hiçbir çözümü yokmuş gibi sahada duran bir takım ve kurtarıcı olarak yine ipleri eline alan Messi. Senaryo açısından sadece golün geliş dakikası farklıydı, 35'de nispeten erken gol maçın büyük bir krize girmesine önledi Arjantin adına. 57'de ise maçın başından beri önde baskıyla hata kovalayan Alvarez, De Paul'ün de yardımıyla bu çabasının meyvesini aldı ve skoru rahat bir noktaya getirdi. Scaloni dört maç içerisinde çok farklı kombinasyon denemiş oldu ön tarafında, bu açıdan kupa adayı takımlar arasında en çok değişiklik yapan takım olabilir Arjantin. Kombinasyonların arasında en işlevselinin hangisi olduğunu görmesi adına faydalı da olmuş olabilir durum veya aksine oturmuş bir 11'in olmaması ciddi bir rakip karşısında zaafiyet de yaratabilir. Bu ihtimallerden hangisinin geçerli olduğunu Hollanda karşısında göreceğiz. Görsel olarak her zaman tatmin etmese de daima iyi bir plan sahaya koymayı vaat eden Van Gaal'in Hollanda'sı karşısında tek başına Messi yeterli olmayacaktır. Şu ana kadarki maçlarda Messi'nin sayesinde taktiksel bir yaratıcılığa ihtiyaç duymadılar ancak çeyrek finalde aynı senaryonun olmayacağı çok muhtemel.

Avustralya tarafında ise olumlu bir not olarak gole kadar olan kusursuz alan ve adam savunmalarından bahsetmekte fayda var. Çizgi savunmasında ve ikili markajlarda çok iyi bir performans gösterdiler ilk 35'de. Kuvvetle muhtemel, oyun planları disiplini elden bırakmadan skoru 60-65'e kadar 0-0'a bağlayıp, Arjantin'i panik moduna sokup ardından da kontralarda bir gol bulmaktı, tıpkı Danimarka maçında yaptıkları gibi. Planlarını da tıkır tıkır işletiyorlardı ancak Messi karşısında çareler tükeniyor, kaderlerinden kaçamadılar. Grup aşamasında elenen takımların profiline baktığımızda turnuvayı bu kısıtlı kadroyla son 16'da kapatmak oldukça büyük bir başarı kendileri adına.

3 Aralık 2022 Cumartesi

Dünya Kupası Notları & Hollanda: 3 - ABD: 1

 

Hollanda-ABD kağıt üstünde ikinci turun üst segmentte eşleşmelerinden biri olsa da en merak edilen maçlarından biri değildi. Bu durumda Hollanda'nın grup aşamasından lider çıksa da gösterdiği nispeten sönük futbolun ve ABD'nin gol yollarındaki sıkıntılarının payı büyüktü. Ancak golün de erken gelişiyle birlikte oldukça iyi bir seyirlik sundu bu maç. Skorun Hollanda lehine tecelli etmesinde ise daha iyi bir hocalık performansı ve bağlantılı olarak daha iyi bir oyun planı belirleyici faktör oldu.

Van Gaal'in maç önü planının ne olduğunu ilk 45 dakikada Hollanda'nın hem toplu hem topsuz oyundaki tercihlerinden çıkarmak mümkün oldu. Musah-Adams-Mckenize orta saha üçlüsü ABD'nin oyun karakterini başlıca oluşturan üçlü ve nitekim grup aşamasında gösterdikleri çok kaliteli olmasa da çok dinamik olan oyun, bu üçlünün eseri. Van Gaal'in planı da ABD'nin bu güçlü yanının oyunu sürüklemesinin önüne geçmekti. Bunun uğruna topa sahip olma oyunundan tamamen vazgeçti (maç sonu topla oynama: ABD: 53%-Hollanda: 35%) ve hücum aksiyonlarını orta sahada kapılan toplarda kaleye hızlı kurmak üzerine kurguladı. Üçlü savunma bu planı uygulamaya el verdi, Blind ve özellikle Dumfries kanat bek görevindeydi, Depay biraz daha derine çekilerek oyun kuruculuk rolünü üstlendi, Gakpo ise ileride üretim merkezi rolündeydi. Nitekim ilk devrede golleri de bu plan sayesinde buldular, birbirinin neredeyse kopyası olan iki pozisyonda Dumfries sırasıyla Depay ve Blind'e asist yaptı. İkinci devrede ise maçın fişini çeken golü atarak maçın tartışmasız yıldız oldu. Grup aşamasında takımını sırtlayan Gakpo'nun ilerideki üreticiliğine ihtiyaç dahi duymadılar, bu durum galibiyeti onlar adına daha da etkileyici yapıyor. Derslerine iyi çalıştıkları belliydi, bunun üstüne maç içerisinde ABD'nin defektlerini de iyi okuyarak gerekli noktalarda cezaları kestiler. Turnuvadaki hoca imzalı galibiyetlerin en önemlilerinden biri oldu, Van Gaal hocaya şapka çıkarmakta fayda var.

ABD tarafına gelecek olursak, genç kadronun getirdiği dinamik oyun onları grup aşamasında 3 maçta sadece 1 gol yiyip namağlup gruptan çıkmalarını sağladıysa bu sefer de gençliğin kurbanı oldular. Grup aşamasında İngiltere maçı dahil tempoyu (özellikle orta sahalarının katkısıyla) kontrol etmeyi başaran ABD'nin aksi bir senaryoyla karşılaştığında cephanesinde bir silah olmadığını gördük. Hollanda oyunu geride kabul edip kontrataklarla hızlı çıkınca, Musah-Adams-Mckenzie'nin oyuna etkisi bir anda sınırlandı. Kapanan savunmaya karşı ileride Pulisic çok yanlız kaldı, bu eksikliği Dest ve Robinson'un daha aktif olmasıyla kapatmaya çalıştılar ama yeterli olmadı. Savunmadaki zaaflarını grup aşamasında iyi orta saha performansı ile örtmeyi başarmışlardı ama bu sefer aynısını yapamadılar, yedikleri 3 golde de ciddi bir markaj hatası vardı, özellikle son golde Dumfries'i arkada tamamen unutmaları profesyonel seviyede kabul edilemeyecek bir hataydı. Çeyrek final elbette çok iyi olurdu ama ABD'nin gerçek nüvesinin oldukça iyi bir turnuva geçirdiğini söylemek mümkün. Ev sahipliği yapacakları ve asıl hedef olarak belirledikleri 2026 öncesinde iyi sinyaller verdiler.

27 Kasım 2022 Pazar

Dünya Kupası Notları & Japonya: 0 - Kosta Rika: 1

 

Turnuvada şu ana kadar 1. maçlar ile 2. maçlar arasında takımların performansı açısından ciddi nüanslara tanıklık ediyoruz. Bu durum da haliyle 1. maçlardaki oyunlar ışığında oluşan beklentilerin ters köşe olmasına yol açıyor. Bu ters köşelerin belki de en ciddisine sahne oldu Japonya-Kosta Rika maçı. Almanya karşısında kusursuz bir ikinci devre ile büyük sürpriz yapan Japonya ve İspanya karşısında sahadan silinen Kosta Rika. Maç önü beklenti netti, Japonya'nın net bir skorla galip gelmesi. Oyunun genel akışı ve nihai sonuç, oyununu rakibe göre düzenleme konusunda Kosta Rika'nın daha başarılı bir iş yaptığını gösterdi.

Japonya'nın Almanya karşısındaki zaferinin alametifarikası topa önde yaptıkları baskı ve beklerin arkasına attıkları toplar olmuştu. Bu maça aynı planın Kosta Rika karşısında gerçekçi olmadığı bilinciyle nispeten sakin başladılar. İlk 20'de aceleci olmayan, üretken olmasa da Kosta Rika'nın hata yapacağı anı disiplinli bir şekilde bekleyen bir Japonya görüntüsü vardı. Nitekim vitesi de kademe kademe arttırdılar, ilk yarıda pozisyon açısından meyvelerini toplayamasalar da özellikle Almanya maçının kahramanı Asano'nun da oyuna girişiyle ikinci yarının başında baskı açısından zirvelerini gördüler. Japonya'nın aklında muhtemelen Kosta Rika'nın bir noktada hata yapacağı ve topu kazandıktan sonra kaleye hızlı inebilen ön tarafıyla kilidi açacakları düşüncesi vardı, dolayısıyla kilidi açmak için set hücumunda farklı varyasyonlar denemediler. Hem ceza sahası dışından şut tehditine sahip, hem de total üreticiliği arttırma potansiyeline sahip Minamino'nun oyuna bu kadar geç girmesinin tek açıklaması bu olsa gerek. Kosta Rika bekledikleri hatayı yapmadı, kapalı savunmaya karşı hücum pratiği yüksek olmadığı belli olan kadro üretim sıkıntıları yaşadı ve bu tarz maçlarda kilit açıcı rolü oynayabilen duran toplarda sıfır çektiler. Özetle, iyi bir B planlarının olmamasının cezasını çektiler. Gruptan çıkmak için hala şansları bulunuyor ancak işlerini zora soktukları da aşikar. 

Kosta Rika tarafında ise plan en başından itibaren belliydi. İlk maçların sonunda aldıkları 7-0'lık skorun da etkisiyle turnuvanın en zayıf takımı olmak için aday haline gelen Kosta Rika'nın ilk hedefi bu ünvandan kaçmaktı. Pozisyon üretme ve gol atma kabiliyetlerinin sınırlı olduğunun farkında olarak, doğrudan 1 puana yönelik bir kurguyla sahaya çıktılar. Arkadaki disiplini bozmamak uğruna topu aldıklarında kontrayı çıkmamayı dahi göze aldılar. Japonya'nın da çözümsüz kalmasının katkısıyla maç planlarına uygun bir şekilde ilerledi. Attıkları golü ise kendileri bile beklemiyordu muhtemelen. Kaleye ilk şutunu 125. dakikada çeken Kosta Rika, turnuvadaki ilk pozisyonunda ve ilk isabetli şutunda golü buldu. Bu planın Almanya karşısında işlemeyeceği ve İspanya maçına benzer bir skorun oluşabileceği muhtemel ancak turnuvadaki şimdiye kadar alınan sonuçlar her şeyin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Dünya Kupası Notları & Arjantin: 2 - Meksika: 0

 


'Arjantin bu maçı kaybetmesi halinde turnuvaya veda edecek.'. Son 33 maçını kaybetmeyen, Dünya Kupası'na istim üstünde gelen bir takımın gruptaki 2. maçı öncesi duymayı bekleyeceğimiz en son cümleydi belki de bu. Turnuvanın bir noktasında Arjantin'in kırılma noktası yaşayacağı ve o noktada Messi'nin üstündeki spot ışıklarının her zamankinden daha parlak olacağı bekleniyordu ama bu noktaya bu kadar erken gelineceği kesinlikle tahmin edilmiyordu. Nitekim Suudi Arabistan karşısında alınan skor, Meksika maçını Arjantin adına ölüm kalım maçı haline getirdi. Yukarıdaki fotoğrafın bu kadar ikonik bir an olarak hafızalarda yer etmesi için tüm koşullar sağlandı: ilk maçını kaybetmiş ve ikinci maçında da büyük bir kriz yaşayan, hücum üretimi açısından hiçbir şey göstermeyen, turnuvaya vedanın kıyısında bir Arjantin ve kendilerini bir kez daha kurtaran kahramanları...

İlk devrede Arjantin adına söylenebilecek olumlu bir not neredeyse yok. 0 isabetli şut, ilk maçtan daha geriye giden bir oyun, oyun kurmak için yine derine inmek zorunda kalan bir Messi ve etrafındaki temposuz oyuncu topluluğu. %65 topla oynama oranına rağmen oyunun temposuna yön verememeleri bir kenara çıkışlarda yaptığı basit top kayıplarıyla felaket bir ilk devre geçirdi Arjantin. Sahada böylesine işlemeyen bir plan varken pas oyununda ısrar etmek yerine geriden uzun vurup önde topa basma da denenebilirdi, tabi bu plan için Martinez-Di Maria-McAllister üçlüsü ne kadar doğru bir üçlü, şüpheli. Nitekim ön taraftaki personel değişikliğinden sonra Arjantin'in oyunu (elbette skoru da almanın katkısıyla) çok daha dinamik bir şekle evrildi, Polonya maçında ilk 11'de ciddi değişiklikler bekleyebiliriz. Messi için yazılacak çok bir şey yok. Saha içindeki oyunu bir kenara bırakıp hikayelere odaklanmak istersek, son Dünya Kupası'nı oynayan Messi'den daha güzel bir hikaye bulmamız çok zor. Tamamen kitlenmiş bir maçta ceza sahası dışından çok zor bir şutu çok kolay göstererek gole çevirmesi gibi olaylar da hikayenin yavaştan bir mite evrilmesini sağlıyor. Bu mitin son sayfasında ne göreceğimiz belirsiz ancak sonuca giden süreci izlemenin keyifli olacağı da şüphesiz.

Meksika'ya gelecek olursak, Tunus'la birlikte ilk iki maçlarını bitiren 16 takım arasında gol atamayan 2 takımdan biri oldular. Uzun süredir 2. turdan ötesine göremeseler de Dünya Kupası'na hep renk katan bir ülke olarak hatırlanır Meksika. Bu açıdan bakıldığında şu ana kadarki performanslarının hayal kırıklığı olduğunu söylemek mümkün. Olumlu taraftan bakacak olursak, kadro kaliteleri kendilerinden yüksek olan Polonya ve Arjantin'e yoğun bir tempo forse ederek maçları kendi istedikleri kıvama getirmeyi başardılar. Bu plan belki de bir tercihten ziyade bir zorunluluk, Lozano'nun ileride tek başına yalnız kaldığını ve gol atmak bir kenara pozisyona girmekte dahi zorlandıklarını göz önünde bulundurduğumuzda. Gruptan çıkma şansları halen var ama gidebilecekleri en ileri nokta yine 2. tur olacak gibi duruyor.

26 Kasım 2022 Cumartesi

Dünya Kupası Notları & Fransa: 2 - Danimarka: 1

 


Danimarka'nın son Avrupa Şampiyonası'nın parlayan takımı olması ve Uluslar Ligi'nde Fransa'yı 2 defa yenmesi, bununla birlikte Fransa'nın turnuvaya Benzema, Kante ve Pogba'dan yoksun gelmesi D Grubu'nda Danimarka'nın olası liderliğini bir sürpriz değil oldukça olası bir ihtimal yapmıştı. İlk maçlar sonrasında bu hava bir nebze de olsa değişti, Danimarka Tunus karşısında çok etkisiz kaldı, Fransa ise Avustralya'yı sürklase ederek sadece grubun değil aynı zamanda turnuvanın da favorilerinden biri olduğunu hatırlattı. 

Bu maça gelirken oluşan puan durumu gruptaki son maçlara gidilirken avantaj yakalamak adına Danimarka adına beraberlik ve mağlubiyet arasında bir fark bırakmamıştı. Dolayısıyla maçın başında olmasa dahi oyunun belli bir noktasında risk alabilecek bir Danimarka beklemek mümkündü. İlk devredeki oyunda Danimarka'nın asıl odaklandığı noktanın Mbappe ve Dembele'ye açık alan vermemek olduğu çok belliydi. Orta saha mücadelesinde Hojberg'in de etkisiyle üstün olan taraflardı, oyunu rakip sahaya yıkacak fırsatları da yakaladılar ancak geride alan verme çekincesi bu fırsatları değerlendirmelerinin önüne geçti. Golü bulmak için ana planlarını ise önde basarak Fransa'nın genç savunma hattından top çalıp kaleye hızlı gitme üzerine kurguladılar ancak pek bir sonuç alamadılar. Eğer yaklaşım bu ise bu oyun için Cornelius yerine Breithwate daha doğru bir seçim, nitekim ikinci devrenin başında da bu değişikliği yaptı Hjulmand. Geride üçlü savunmanın ortalama üstünde sayılabilecek performansıyla 60'a kadar 0-0'ı tutmayı başardılar ancak Mbappe'nin bir noktada fırsatlardan birini değerlendireceği çok belliydi ve bu 61'de oldu. Geri düştükten sonra oyunun geri kalanında ise Tunus maçı da dahil olmak üzere EURO 2020 Danimarka'sını sahada ilk defa gördük. Güzel bir korner organizasyonuyla skoru eşitlemelerinin yanı sıra tempoyu belirleme konusunda da direksiyonu ele aldılar 60-85 arasında. Bu noktada Hojberg'e ayrı bir parantez açmakta fayda var. Sadece belli bir sekansta değil maçın genelinde inanılmaz bir performans ortaya koydu, orta sahayı çekip çevirmesine ek olarak hem savunmada hem hücumda kendini gösterdi. O sahada olmasaydı Fransa golü çok daha erken bulabilirdi ve fark 1'den fazla olabilirdi. İlk iki maç sonucunda sadece 1 puanda kalsalar da, Avustralya karşısında kazanıp gruptan çıkmak için gerekli sinyalleri gösterdiler.

Fransa'ya gelecek olursak, bu takım artık Mbappe'nin takımı. Sakat yıldızların da etkisiyle takımı sırtlama görevi şu anda tamamen kendisinin üzerinde ve turnuvanın ilk iki maçında da bu görevi layığıyla yerine getirdi. Yıldız sakatlıkları sorununu da bir lanetten bir lütufa dönüştürmüş gibi gözüküyor Deschamps. Bol yıldızlı kadroda takım içi dengeleri kurmak için mikro müdahaleler yapmak zorunda kalan ve bu sebeple şampiyon olsa dahi sıkıcı futbol oynattığına dair eleştiriler alan Deschamps, şu anda ipleri tamamen Mbappe'nin eline bırakmış durumda ve olumlu giden bir şeyi de bozmak gibi bir hataya da düşmüyor. Fransa'nın net ve güçlü bir A planı var, Mbappe ve Dembele'yi kullanarak hızlı bir şekilde son çizgiye inmek. Bu plandan da kolay kolay sapmıyorlar, Avustralya maçında 1-0 geriye düşseler de, bu maçta 60'a kadar golü bulamasalar da hemen alternatif çözümleri aramak yerine plana sadık kaldılar ve nihayetinde sonuca ulaştılar. Bu skorla Fransa grup liderliğini son maçlar öncesi garantiledi, turnuvada ileri turları görmek açısından da ciddi bir ışık gösteriyorlar.