8 Haziran 2013 Cumartesi

Galatasaray - Banvit 2. Maç İstatistikler

Galatasaray (80)

Beş / Sahada Kaldığı Süre / O Süre İçerisindeki Atılan - Yenilen Sayılar:

Arroyo - Gordon - Markoishvili - Ersin - Furkan / 17:53 / 41 - 26
Arroyo - Ender - Gordon - Cenk - Ersin / 07:48 / 21 - 18
Arroyo - Gordon - Cenk - Ersin - Ndong / 3:28 / 8 - 4
Arroyo - Ender - Gordon - Ersin - Ndong / 2:44 / 0 - 2
Gordon - Cenk - Markoishvili - Macvan - Furkan / 2:20 / 2 - 3
Ender - Cenk - Markoishvili - Macvan - Furkan / 2:15 / 2 - 4
Ender - Gordon - Markoishvili - Macvan - Furkan / 1:32 /  4 - 4
Arroyo - Ender - Gordon - Marko - Ersin / 1:29 / 2 - 0
Can - Ender - Cenk - Macvan - Ersin / 0:37 / 0 - 2
Arroyo - Ender - Gordon - Ersin - Furkan / 0:28 / 0 - 0
Arroyo - Ender - Gordon - Macvan - Ersin / 0:23 / 0 - 0
Gordon - Cenk - Markoishvili - Macvan - Ersin / 0:03 / 0 - 3

Asist Dağılımı:


Arroyo => Ersin (2), Markoishvili (2)
Gordon => Cenk, Ender, Markoishvili
Markoishvili => Furkan (2)
Ersin => Gordon, Furkan
Furkan => Ersin, Arroyo


  • 9 hücum ribaundu; 12 ikinci şans sayısı (Furkan 8, Ersin 2, Ender 2)
  • 4 top çalma - 10 top kaybı; 6 hızlı hücum sayısı (Gordon 2, Ersin 2, Furkan 2)

Banvit (66)

Beş / Sahada Kaldığı Süre / O Süre İçerisindeki Atılan - Yenilen Sayılar:

Lucas - Simmons - Meija - Davis - İzzet / 6:30 / 13 - 13 
Lucas - Erkan - Meija - Davis - İzzet / 0:50 / 0 - 4
Erkan - Serkan - Meija - Davis - Stimac / 4:21 / 8 - 6
Erkan - Serkan - Meija - Bajramovic - Stimac / 0:28 / 0 - 0
Erkan - Serkan - Meija - Bajramovic - Davis / 0:19 / 0 - 0
Lucas - Serkan - Simmons - Bajramovic - Davis / 4:31 / 8 - 17
Lucas - Serkan - Simmons - Meija - Bajramovic / 3:01 / 9 - 0
Lucas - Serkan - Simmons - Meija - Davis / 3:06 / 5 - 9
Lucas - Serkan - Meija - Davis - İzzet / 2:03 / 0 - 8
Erkan - Serkan - Meija - Davis - İzzet / 4:51 / 6 - 9
Lucas - Erkan - Simmons - Bajramovic - İzzet / 11:13 / 13 - 6
Lucas - Erkan - Simmons - Bajramovic - Davis / 3:47 / 4 - 8

Asist Dağılımı:

Davis => Serkan (2), Lucas
Lucas => Davis, Meija, İzzet
Meija => Davis, İzzet
Erkan => Davis, Lucas
İzzet => Simmons

  • 5 hücum ribaundu; 0 ikinci şans sayısı
  • 1 top çalma - 9 top kaybı; 4 hızlı hücum sayısı (Davis 2, Lucas 2)





Heat - Spurs Game 1


''Finallere gelen takımlar her zaman en iyi basketbolu oynayanlar mıdır?'' sorusuna net bir cevap vermek zordur NBA'de. Elbette 3 tane play-off serisinden sağ çıkmak kolay bir iş değil ancak geçmişte finale ulaşan takımların bazılarında ''en iyi basketbolu'' oynamanın yanında ekstra yıldız oyuncu performansları, rakiplerin güçsüzlüğü gibi faktörler de ön plana çıkmıştı çoğu kez. Ancak bu kez farklı. San Antonio Spurs ve Miami Heat hem normal sezon, hem play-off performanslarına bakıldığında keskin olarak ön plana çıkan iki ekip ve finalde de birbirlerinin karşısına dikildiler.

Ancak bu iki ekibin oyun tarzı birbirinden oldukça farklı ve ikisi de bundan önce rakiplerine kendi tarzlarını kabul ettirmeyi başardılar çoğunlukla. Bu eşleşmede kimin oyununu sahaya dikte edeceği çok önemliydi ve Spurs 9-2'lik başlangıca rağmen bu konuda pek iyi start vermedi. Tempo ilk yarının genelinde Heat'in kontrolündeydi ve dolayısıyla hızlıydı. Ancak Spurs'ün rakip ve koşullar ne olursa olsun oyundan kopmama gibi bir huyu var. Bu Golden State'in çılgın üçlük attığı maçlarda da böyleydi ve Miami karşısında da değişmedi. Bu dengeyi sağlamalarının başlıca nedeni ise maç boyunca sadece 4 top kaybetmeleri oldu, hatta ilk 5 dakikayı çıkarırsak 2. Tim Duncan maç sonrası ''Indiana'nın top kaybı sayısı arttığında maç kaybettiğini biliyorduk ve buna göre oynadık'' açıklaması da bu konuya nasıl önem verdiklerinin göstergesi. 

Tim Duncan demişken, onun da ilk çeyrekteki 0/5'lık saha içi isabetinin ardından ikinci çeyrekte 12 sayıyla çabuk bir geri dönüş yaptığını atlamak olmaz. İlk 3 turda makine düzeyinde attığı mid-range'lerde ritmi sonlara doğru yakaladı, maçı da 20 sayı - 14 ribaund ile tamamladı. O felaket ilk çeyreğinde bile 5 ribaund - 3 asist yapması oyuna her türlü etki edebileceğinin kanıtı.

Spurs'ün bu sene bir adım öne atmasını sağlayan oyuncular olan Kawhi Leonard ve Danny Green de ilk final deneyimlerinde fena bir sınav vermediler. Leonard, LeBron savunmasında inanılmaz bir iş yaptı bunun yanı sıra deliciliğini kullanarak yarattığı birçok fırsat vardı maç içinde. Duncan'dan sonra en çok ribaund alan 2. isim (10 ribaund). Dany Green ise ilk devrede 3/5 ile iyi üçlük attı ancak bu ikili hakkında konuşabileceğimiz olumsuz nokta ikinci devredeki şut performansları olabilir. 1/9 ile üçlük attılar, belki buldukları pozisyonlarda bir - iki ceza kesebilseler maç daha erken kopabilirdi.

Ve tabi ki Parker.. Şu anda bana göre CP3 ile ligin en iyi oyun kurucusu ve bu maçta da sahanın en iyisi olmayı başardı. Heat pick&roll'lerde Parker'a tepede ikili sıkıştırma getirmeyi tercih etti ancak bu onun hızını yavaşlatmadı. Şu yaptığı da finaller tarihinin unutulmaz anları arasına girecek:



Miami'ye gelecek olursak.. Maçın ilk bölümünde üstün olan taraf onlardı, ikinci çeyrekte bir ara farkı 9'a kadar çıkardılar, son 7 dakikaya kadar üstünlüklerini korudular ve skor dağılımını iyi yaptılar. İpin koptuğu nokta ise son çeyrekteki berbat hücum performansları oldu. Sadece 16 sayı üretebildiler, 9 top kaybının 5'ini bu çeyrekte yaptılar, o dakikalara kadar Spurs potasına 17 sayı bırakan Wade'in keza LeBron'un ortadan kaybolması, oluşan kilidin açılmasını daha da zor hale getirdi. Ancak şunu da belirtmekte fayda var, hücumda ne kadar çökseler de savunma sertliğini bir an olsun düşürmediler. Bu da Spurs'ün farkı daha çabuk yakalamasının önüne geçen bir etken.

2. çeyrekte Wade ve Bosh'un kenara gelip LeBron'un Cole - Allen - Miller - Anderson dörtlüsüyle sahada kaldığı dakikalar maç içinde dengenin ilk defa net bir tarafa kaydığı sekansa yol açtı. Nitekim Duncan'ın dirildiği anlarda ise Wade - Cole ikilisinin performansıyla kontrolü elinde tutmayı başardı Heat. Yan parçalardan gelen katkının ikinci devrede sınırlanması mağlubiyette üst sıraya yazılabilecek detaylardan.

Aslında 3. çeyreğin ortalarından itibaren düşen bir ivmeye sahip olsa da son dakikaya kadar maçın içinde kaldı Heat. Ancak Parker'ın inanılmaz şutunun yanı sıra kırılma noktalarından biri Bosh'un bitime tam 1 dk. kala Heat hücumunda boş üçlüğü kaçırmasıydı. Spurs'ün o denli kritik bir savunmada adam paylaşımında hata yapmayacağını düşünürsek Bosh'un maç içinde üç sayı çizgisi etrafında yakaladığı kötü performansa güvendiğini söylemek yanlış olmaz.

 Bosh shot chart

19 Temmuz 2012 Perşembe

TBL Ankara Fikstür

1.Hafta

TED Kolejliler - Tofaş

2. Hafta

Telekom- Antalya BŞB.
Hacettepe - Efes

3. Hafta

TED Kolejliler - Gaziantep BŞB.

4. Hafta

Telekom - Aliağa
Hacettepe - Erdemir

5. Hafta

TED Kolejliler - Hacettepe

6. Hafta

Telekom - Efes
Hacettepe - Mersin BŞB.

7. Hafta

TED Kolejliler - Antalya BŞB.

8. Hafta

Telekom - Olin
Hacettepe - Pınar KSK

9. Hafta

TED Kolejliler - Efes

10. Hafta

Telekom - Erdemir
Hacettepe - FB Ülker

11. Hafta

TED Kolejliler - Erdemir

12. Hafta

Telekom - TED Kolejliler
Hacettepe - Banvit

13. Hafta

TED Kolejliler - Mersin BŞB.
Hacettepe - Telekom

14. Hafta

TED Kolejliler - Beşiktaş

15. Hafta

Türk Telekom - Galatasaray
Hacettepe - Antalya BŞB.

16. Hafta

Telekom - Beşiktaş
Hacettepe - Aliağa

17. Hafta

TED Kolejliler - FB Ülker

18. Hafta

Hacettepe - Olin Edirne
Telekom - Karşıyaka

19. Hafta

TED Kolejliler - Banvit

20. Hafta

Hacettepe - TED Kolejliler
Telekom - Tofaş

21. Hafta

TED Kolejliler - Galatasaray

22. Hafta

Telekom - Fenerbahçe Ülker
Hacettepe - Beşiktaş

23. Hafta

TED Kolejliler - Aliağa 

24. Hafta

Hacettepe - Tofaş
Telekom - Gaziantep BŞB.

25. Hafta

TED Kolejliler - Olin Edirne

26. Hafta

Telekom - Banvit
Hacettepe - Gaziantep BŞB.

27. Hafta

TED Kolejliler - Telekom

28. Hafta

Telekom - Hacettepe

29. Hafta

Telekom - Mersin
Hacettepe - GS

30. Hafta

TED Kolejliler - Pınar KSK

8 Haziran 2012 Cuma

Miami - Boston (6. Maç)

Son günlerde NBA TV'nin Greatest Game kuşağında en çok karşılaştığım maç, LeBron'un belki de şu ana kadarki en iyi play-off performansını sergilediği 2007 Doğu Finali 5. maçıydı. Cavs o seride 2-0 geri düşmüş ancak evinde tekrar durumu 2-2'ye getirmeyi başarmıştı. The Palace'daki maçı ise LeBron'un efsane performansı -takımının son 30 sayısının 29'unu atmıştı, toplam 48 sayı- Cavs'a getirmiş ve oradan da finale yürümüşlerdi.



LeBron o performansının ardından yaklaşık 5 yıl sonra, yine bir konferans finalinde unutulmayacak bir maç çıkardı. Çok klişe bir laf olacak ancak yaptıkları, 45 sayı - 15 ribaund - 5 asistin çok çok ötesinde.

Maça geçecek olursak, iki takımın da çok konsantre bir giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz. Battier'in iki dış şutu ve savunmada koyduğu efor dikkat çekerken Miami'yi skorda öne fırlatan isim ise tabi ki LeBron oldu. Çok uzatmadan şöyle söyleyelim; ilk devrenin tamamında Boston'un toplam skoruyla kafa kafaya gitti neredeyse. Özellikle Wade'in de katkı verememesiyle sazı iyice eline alan LeBron soyunma odasına gidilirken Boston potasına toplam 30 sayı bırakmıştı. Paul Pierce'ı ikinci çeyreğin bitimine 6 dk. kala 3 faul ile iptal etmesi de cabası. Kaan Kural - Caner Eler ikilisi de maç içinde ne kadar odaklandığından bahsetmişlerdi, aşağıdaki fotoğraf apayrı bir boyuta geçtiğinin kanıtı.

TD Garden'da 'Seri Katil' modunda takılan LeBron James
Tabi Rondo'nun da kafa tutuşunu es geçmemek lazım, özellikle Paul Pierce'ın devre dışı kalması ile hücumu yönlendiren tek isim oldu ve bu görevi de layığıyla yerine getirdi. İlk devre sonunda onun da istatistik hanesinde 15 sayı - 5 asist yazıyordu.

Üçüncü çeyreğin genelinde tempo düşüktü ve bu da Miami'nin farkı korumasına yardımcı oldu. Yaptıkları etkili pota altı savunmasının da bunda etkisi büyük. Brandon Bass'in sağladığı ekstra skor katkısı yeterli olmadı Boston adına. Son bölümde ise kapıyı kapatan nokta Wade'in devreye girip 8 sayı üretmesi oldu ve seri böylece 7. maça taşındı.

Son olarak LeBron'u pek de sevmeyen biri olarak trollüğümü de yapmadan geçmeyeyim. Bu maçtaki oyununa şapka çıkarmamak elde değil ancak bu derece üst seviyede bir oyuncu oldukça onu bekleyecek sınavlar bitmek bilmeyecek. Şimdi önünde, önemli bir Game 7 ve olası bir OKC finali var. Wade ve Bosh etkisiz kaldığı sürece spot ışıkları yine onun üzerinde olacak. Neler yapacağını merakla bekliyoruz..


OKC - Spurs (6. Maç)









İki devrenin birbirinden çok farklılık gösterdiği bir maç izledik kesinlikle. Spurs'te her oyuncunun eliminasyon maçı olduğunun farkında başlaması ibreyi ilk dakikalarda Popovich'in takımına çevirdi ve yaptıkları sert savunma ile oluşturdukları farkı devre sonuna kadar korudular.

Spurs'te her oyuncunun konsantre olduğunu yazdık ancak ilk devre itibariyle Tony Parker'ı ayrı bir yere koymak haksızlık olur. Oyuna koyduğu ağırılığı daha somut bir şekilde anlatmak için şu istatistiği verelim: Spurs'ün ilk 27 sayısının hepsinde imzası vardı. Fransız oyuncunun muazzam performansının yanında Stephen Jackson, Kawhi Leonard, hatta 5. maçın kayıp ismi Gary Neal'ın da skora katkıda bulunması Spurs'ün farkı birden çok kez 18 sınırına getirmesini sağladı. Oklahoma City'nin evinde geri dönüş yapmasını engellemeleri de kesinlikle yaptıkları savunma ile oldu. Ritm yakalamalarına izin vermediler ve bireysel zorlamalar haricinde pek de bir üretim yapamadı Thunder. Her ne kadar Durant - Westbrook ikilisi 27 sayı üretmiş olsa da bunun yüzdeli veya verimli bir 27 sayı olduğunu söylemek zor.

Yukarıda da dediğim gibi iki devresi birbirinden çok farklı gelişen bir maç izledik. Momentumu ele geçirdiğinde rakibi sürklase etmek konusunda -özellikle kendi evinde- NBA'de Thunder'dan daha iyisi yok. Soyunma odasından, ikinci devrenin ilk 3-4 dakikasının belki de maçın gidişatını belirleyeceğinin farkında döndüler ve ilk kez karşılaşmanın hakimi olmayı başardılar.[1] Bu tip bir tempo yakaladıklarında gösterilen performansları bireysel olarak değerlendirmek zorlaşıyor. Rakiplerine öldürücü yumruğu vurmak konusunda zorlanmıyorlar. Ancak karşılarında kontrol elinden gittiğinde dağılmayacak, karakterini koyabilecek bir takım  olunca maç da erken kopmadı. Parker'ın ilk devredeki etkinliğini kaybetmesine rağmen özellikle Stephen Jackson'un 5/5 üçlük isabetiyle skora tutundu Spurs. Ancak skorun dengede olmasına rağmen istediği ritmi yakalayan Thunder, son çeyrekte üstün olan taraftı. Baskılı savunmasına devam eden Thunder, Durant'in de son noktayı koymasıyla finale çıkan taraf oldu.

San Antonio Spurs adına bu kez gerçekten sona geldik. 2009'dan itibaren her sezonu 'Bir Devrin Sonu' başlıklarıyla açan Spurs, zirveye oynamayı başarmıştı. Ancak 36 yaşına gelen Duncan'ın bu play-off'ların ardından emekliliğe ayrılacağı ve Popovich'in de onunla bırakacağı söylentileri 1999'dan beri NBA'in en önemli güçlerinden olan takımın dağılacağının habercisi.

Thunder içinse her şey daha yeni başlıyor. 2009'dan itibaren her yıl üzerine bir şeyler koyarak ilerleyen Thunder Batı'daki 13 yıllık Lakers - Spurs - Mavs egemenliğini kırarak, evinde hiç maç kaybetmeden finali de görmeyi başardı. İlginçtir final yolunda devirdikleri ekipler de bu üçlüden başkası değildi. Doğudan gelen kim olursa saha avantajına sahip olacaklar ve bence orada da şampiyonluk için bir adım öndeler.

[1] : Bu sekansta ilk devrede oyuna girmeyen Splitter, sadece 39 saniye sahada kalabildi. Bir pozsiyonun ardından kenarda Splitter'a fırça atmaya başlayan Popovich, Splitter - Blair değişikliğini yaptı ve Brezilyalı uzunu bir daha da oyuna almadı.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Burak Bıyıktay Röportajı - 2



E.E : Ligin 8. haftası oynanacak. Bu haftaya kadar bir Aliağa değerlendirmesi alabilir miyiz? İstenenler yapılabildi mi?

B.B : 1. haftadaki Hacettepe maçında motivasyon sıkıntısı yaşadık. Çünkü sezon öncesi Hacettepe’yle yaptığımız 3 hazırlık maçını da kazanmıştık. Bu yüzden lige kötü bir giriş yapmak zorunda kaldık. Ancak bu maç haricinde kazanmamız gereken hiçbir maçı kaybetmedik. Bazı kişiler Tofaş galibiyetinin ‘ekstra bir galibiyet’ olduğu görüşünde ancak ben buna katılmıyorum. O maçı evimizde zaten kazanmamız gerekiyordu. Toplamda ise 7 maçta 4 galibiyetimiz var. Hedefimiz, bu 7 maçlık süreçte 5 galibiyet almaktı, başaramadık ancak telafi edeceğiz. Basketbol olarak ise çok inişli – çıkışlı bir performans ortaya koyuyoruz, bunu daha stabil hale getirmemiz lazım. Birbirini tanımayan oyunculardan kurulu bir kadroya sahip olduğumuz için geçirdiğimiz bu süreç gayet normal.

K.A : Peki yabancı rotasyonu hakkında görüşleriniz neler? Performanslarından memnun musunuz? Beklentilerinizi karşılayabildiler mi?

B.B : Aslında şu ana kadar ki maçlarımızda yerli oyuncuların performansı daha çok öne çıktı. Ben şuna inanıyorum, yabancı rotasyonun ne kadar iyi olursa olsun, bunu tamamlayacak yerli oyuncuların yoksa başarılı olamazsın. Bunun için Ersin Görkem ve Ümit Sonkol gibi iki değerli Türk oyuncuyu kadroya kattık. Bunun dışında Buğrahan gibi, Pertev gibi, Orhun Hacıyeva gibi oyuncuları uzun vadede katkı sağlamaları için takıma dahil ettik. Özellikle son transferimiz Orhun Hacıyeva benim beklentilerimin çok üstünde çıktı, bence Türk basketbolunun önemli oyuncularından olacak. Onun sürelerine dikkat edip, özelliklerini sahada göstermesini sağlayacağız. Bu şekilde genç ve tecrübeli oyuncuların dengesini iyi kurup, kaliteli bir guardla başarılı olmaya çalışacağız. Ratkovica’yı PG pozisyonu için seçmemizin sebebi de bu. Toolson – Ersin gibi skorer bir ikilinin yanına, bir skorer daha almak yerine, takımı oynatacak bir oyuncu almayı seçtik. Uzun konusunda ise bütçemizin elverdiği kadarıyla iyi bir rotasyon oluşturduk. Genellikle üst seviye uzunlar, Avrupa kupası oynamayan takımlara gelmek istemiyorlar. Biz de bir ‘rookie’ transfer edip ondan maksimum verim almaya çalışıyoruz. Aslında Qvale bunu yapabilecek bir oyuncu ancak kolej çıkışlı olduğu için Avrupa basketboluna hemen uyum sağlayamadı. Qvale’in yanına Pinkney’i monte ettik. Toolson skorer bir oyuncu. Ratkovica’ya ise takımın dinamosu diyebilirim. Onun performansı bizim için kilit nokta. Üst seviye takımların bile oyuncu bulmakta zorlandığı şu dönemde low post yerine pick&roll oynayabilecek çabuk ayaklı oyuncular seçtik.

K.A : Peki Aliağa özelinden çıkıp ligin geneline bakarsak, lokavtın bitişinin Beko Basketbol Ligi’ne nasıl etkileri olacak sizce?

B.B : Ben lokavtın gerektiğinden uzun sürdüğünü düşünüyorum. Basketbolu ekonomi açısından değerlendirecek olursak, basketbol Amerika için büyük bir gelir kaynağı. NBA’de sezonun oynanmayacağını duyduğumda bir saniye bile inanmadım çünkü milyarlarca doları ne takım sahipleri bırakır, ne oyuncular bırakır, ne de ABD hükümeti bırakır. Tabi bir de işin şu boyutunu düşünmek lazım, Deron Williams gibi oyuncuların 17.5 milyon dolarlık kontratları var, sezon oynanmaması onlar için mali bir sıkıntı yaratmaz. Ama bu sezon draftta seçilen oyuncular ne olacak? Oynamayı bekliyorlar. Bu gibi etkenlerin sonucunda lokavt bitti. Bunun Türkiye’ye etkisine gelecek olursak, herkesin konuştuğu takım elbette ki Beşiktaş Milangaz. Ancak Galatasaray’ın da lokavtın bitişinden etkileneceğini düşünüyorum çünkü Zaza’yı daha yeni yapının içine yerleştirmişler, rotasyona dahil etmişlerdi. Aynı şekilde Fenerbahçe Ülker’de Sefolosha’yı. Ancak isim değerinden dolayı Deron Williams – Beşiktaş Milangaz daha ön planda. Yapılarını tamamen Deron Williams’ın üzerine kurduklarından doğal olarak olumsuz yönde etkilenecekler.

K.A : Ergin Ataman bu konuda bir ‘B Planı’nda sahip olduklarını söylemişti.

B.B : Bu durumun B Planı olamaz. Deron Williams gibi skor üretebilen, takımını oynatabilen, tempoyu arttırabilen, savunma yapabilen –bizim maçta Toolson’u ona tutturmuşlardı- oyuncunun yerine birini bulmak, hele sezon ortasında çok zor. Mesela Semih Erden’in yerine büyük ihtimalle yabancı bir uzun alacaklar. Sistem, yapı, oyuncular sezon ortasında değişecek. Deron Williams’ın formasının emekli edilmesi bana göre saçmalık. Yaptığın iyi bir iş var, bırak orada kalsın. Şampiyon olmuş kadronun ismi, cismi yok ortada. Topu topu 15 maç oynamış bir oyuncunun forması emekli ediliyor. 109 yıllık bir kulübün formasının daha değerli olması lazım.

K.A : Spor Toto Türkiye Kupası’nda sekizli finallere kaldınız. Final hedefiniz var mı?

B.B : Kendinize böyle bir hedef koymanız mümkün ancak bunun rasyonel bir hedef olacağını düşünmüyorum. ‘İyi bir kura’ hedefi daha gerçekçi. Bu tip turnuvalara gün gün bakmanız lazım.

K.A : Türkiye Kupası finali için 2008 yılındaki Oyak Renault örneği var.

B.B : Ancak o yılki ligle, bu yılki lig farklı. Diğer takımlara fark atmış tepede duran üç ekip var. Bu takımları her zaman yenmek mümkün değil. Yarı final yapmak bizim için başarıdır. Yarı finalden sonra da dişimize göre bir ekip gelirse final neden olmasın? Ancak dediğim gibi bu tip olaylar sürpriz olur, şu an size sorsam finali kim oynar diye, Galatasaray, Fenerbahçe veya Efes dersiniz. Gerçekçi olmak lazım.

K.A : Basında çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Yeni kurallar hakkında – 0 tolerans – sizin görüşleriniz neler?

B.B : Ben aslında bu 0 tolerans kuralına katılıyorum. Ancak 0 toleransdan daha önemlisi standart. Eğer bu kuralı her maçta, her şehirde, her takıma karşı uygulayabileceksiniz ne ala. 0 toleransın sağlıklı bir şekilde uygulanması halinde geriye sadece basketbol kalır, ne hakemle uğraşma, ne de başka bir şey… Ancak maalesef bu kural istikrarlı bir şekilde uygulanamıyor. Standart olması gerektiğini ben daha önce de söyledim ancak bazı maçlarda bu standartı göremiyorum (Gülüyor).

E.E : Bazı oyuncuların maç öncesi uğurları vardır. Sizin de koç olarak böyle uğrularınız var mı?

B.B : Benim spesifik uğurlarım yoktur ama maç öncesi giydiğim gömleğe, ayakkabıya, çoraplara dikkat ederim. Ama ben bunu uğur olarak düşünmüyorum, bir alışkanlık.

K.A : Konuyu yine basketbola döndürüyorum ama… Takımların istatistiklerine bakıldığında 18.3’lük asist ortalaması göze çarpıyor. Hücum – savunma dengesini oturtacağınızı söylemiştiniz ama ön planda yine hücum var gibi. Ayrıca bu rakam geçen yıllara oranla daha oturmuş bir ofans sistemi uyguladığınızı gösteriyor. Sizin düşünceleriniz neler?

B.B : Tabi bu rakama en büyük katkıyı veren oyuncu Ratkovica. Topu ne kadar iyi paylaşırsan, o kadar iyi takım olursun. Sadece pick&roll oynayarak takım olamazsın. Kadroda hücumcu oyuncuların olması hücumun ön plana çıkmasında en büyük etken. Savunma yetenek gerektirmeyen ama enerji gerektiren bir iş. Örneğin Euroleague’de iyi oyuncular hücumlarının yanı sıra iyi de savunma yapan oyunculardır. Bizim de böyle yapmamız lazım, savunmayı bir kenara atmak yanlış. Takım olgusu da budur zaten.

K.A : Klişe bir soruyla kapatalım o zaman röportajı… Aliağa’daki seyirci desteğinden memnun musunuz ve söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

B.B : Aliağa’da bir taraftar kitlesi olduğunu söyleyemeyiz. Saha avantajı yaratmak için bu önemli bir etken ancak bizim seyirciler işler iyi gittiğinde bağırmaya başlıyor (Gülüyor). Ama genel olarak salon boş kalmıyor, halkın ilgisinden memnunuz. Tabi biraz da kadrodaki oyunculara bağlı bu durum. Konu yine aynı yere geliyor ama Akatlar’a 300 kişi gelmezken Deron Williams tranferinden sonra işler değişti. Allen Iverson’da da durum aynı olmuştu. Bu durum bana çok ters geliyor, o zaman bu insanların basketbol seyircisi olduğunu söylemek güç. Durum böyle olunca transferler de buna göre yapılıyor. Doğru olan istikrarlı bir şekilde salona gelerek takımını desteklemek.

 KUBİLAY ARSLAN                                       EBRU ERDOĞAN

2 Aralık 2011 Cuma

Burak Bıyıktay Röportajı - 1



Basketizm'den Burak Atlayan aracılığıyla iletişime geçtiğimiz Burak Bıyıktay ile - yine Basketizm'den Ebru Erdoğan'la- keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Aliağa'dan Beşiktaş günlerine, lokavtın bitiminden ligin genel durumuna kadar birçok konuyu konuştuğumuz bu keyifli röportajı iki bölüme ayırarak yayınlıyorum. İlki şimdi gelsin, ikincisi de yarına blogda olur :)

Ebru Erdoğan: Biraz klasik olacak ama Burak Bıyıktay’ı tanıyarak başlayalım.

Burak Bıyıktay: 1978’de Eczazcıbaşı’nda basketbol oynamaya başladım, daha sonrasında Beşiktaş’a transfer oldum. Yaklaşık 16 sene 1. ligde oynadıktan sonra oyunculuk kariyerimi bitirdim ve Beşiktaş altyapısında antrenörlüğe başladım. Beşiktaş’ta yıldız takım, genç takım antrenörlüğü ve A takım yardımcı antrenörlüğünden sonra baş antrenör oldum. Hali hazırda Aliağa Petkim’in başında bulunmaktayım.

Kubilay Arslan: İlk head-coach’lık deneyiminizi İhsan Bayülken’in görevden ayrılmasından sonra yapmış ve ilk maçınızda Ülker’i mağlup etmiştiniz. Aynı şekilde Hakan Demir’in istifasından sonra da takımın başındaki ilk maçınızda Fenerbahçe’yi devirdiniz. Koç değişiminden sonra bu galibiyetlerin gelmesinin özel bir sebebi var mı?

B.B: Koç değişimleri genelde takımlara pozitif motivasyon sağlar. Örneğin o ilk maçımda Ülker’i yendikten sonra, Ülker’i eleyerek final oynamıştık. Ondan sonra ben kulüpte koç olarak devam etmeyi planlıyordum ama şartlar gereği sportif direktörlük gibi biraz daha saha dışı yerlerde görev aldım. Hakan Demir, o yıl iyi bir başlangıç yapamamıştı, istifasının ardından bana teklif geldi ve ben de kabul ettim.

K.A : Peki Aliağa’ya geçmeden biraz da Beşiktaş’tan ayrılma sürecinizden bahsedelim. ‘Allen Iverson’a süre vermiyor’ gibi birçok tartışma konusu çıkmıştı o dönemlerde, sizin düşünceleriniz neler?

B.B : Allen Iverson aslında benim çok isteğim doğrultusunda gelişen bir transfer olmadı. Sezon başında gelmesi durumunda memnuniyetle kabul eder, ona göre bir takım oluştururduk. Ancak takımı kurduktan sonra böylesine büyük bir ismi monte etmek çok zor. Ayrıca kendisinin basketbola ara vermiş olması, fizik olarak iyi durumda olmaması eklenince işler daha da zorlaştı. Artık orada kalmam doğru olmazdı, ben de ayrıldım.

K.A : Aliağa’ya gelmeden önce takımın başında sistemini bireysel performanslar üzerine kuran Halil Üner vardı, siz ise oyuncuları hücumda daha rahat bırakan bir yapıyı benimsiyorsunuz. Takımda bu geçiş süreci nasıl yaşandı?

B.B : Geçen sene Halil Hoca buradan ayrılınca bana teklif geldi, ben de seve seve kabul ettim. İlk başlar kolay olmadı tabi, kaybeden damgası yemiş dağınık bir takımdık. Kümede kalmanın bile zor olduğu bir durumdaydık. Ben de bazı hedef maçlar belirledim ve bunların hepsini kazandık. Kaybeden bir takımı motive etmek kolay bir iş değildi ancak kümede kalma amacımıza ulaştık.

K.A : Geçen yılki kadroda revizyona gidildi ve yepyeni bir takım oluşturuldu. Yine geçen yıllarda iyi hücum yapan ancak savunmada zayıf kalan Aliağa’da bu yıl uçurum o kadar yüksek seviyelerde değil, denge sağlanmış gibi. Yeni kadroyu oluştururken savunma faktörünü de göz önünde bulundurdunuz mu?

B.B : Ben, Beşiktaş’ta tempolu oyunu seven ancak savunmada başarılı olamayan Mire Chatman’la çalıştım. Chatman’ın etrafına kadro kurarken yüksek tempoya ayak uydurabilecek isimler seçmeye çalıştık. Ve bu sistemi de iyi uyguladık. Fakat ertesi sene, kadromuzu aynı tutamadık ve hücum – savunma dengesini sağlayamadık. Bu sene kadroyu yeniden kurarken oyuncuların savunma özelliklerine dikkat ettik. ‘Savunma guarddan başlar’ düşüncesiyle takımı oynatmasının yanında iyi de savunma yapan Ratkovica’yı takıma dahil ettik. Tam saha basketbolundan, yarı saha basketboluna dönmeyi tercih ettik, çünkü o tempoyu yakalamak her zaman mümkün olmuyor. Atletik guard-forvet-uzun rotasyonunuzun olması lazım ki, bunu yakalamak kolay bir iş değil. Savunmayı oturtmaya çalışıyoruz ancak 12 yeni oyuncuyla bunu kısa sürede başarmak mümkün değil. Daha üst seviye maçları iyi oynayıp, düşük seviye maçları daha kötü oynama gibi bir özelliğimiz var. Ancak dediğim gibi bunların hepsi zaman içinde değişecek, daha iyiye gidecek.

E.E: Aliağa’nın bu yıl ligdeki hedefleri neler?

B.B: Tabi ki yönetimin hedefi son 3 sezondur küme düşme potasından zar zor kurtuldukları için rahat bir sezon geçirmek, benim şahsi hedefim ise play-off’a girebilmek. Hacettepe maçı hariç istediğimiz galibiyetleri almayı başardık ligde ancak play-off istiyorsak bizden üst seviyedeki takımlardan da maç çalmamız lazım. Bu sezon yeni bir yönetime sahip olduğumuzu ve bütçemizin de sınırlı olduğunu, beklentileri ayarlamak konusunda hatırlatmamız lazım.

K.A : Spor Toto Türkiye Kupası’nda çok önemli bir başarı elde ettiniz. Türk Telekom’a fark attıktan sonra, Anadolu Efes’i 55 sayıda tutarak gruptan 1. çıktınız. İzmir’de takımın havası nasıldı, nasıl geldi bu 1.lik?

B.B : Biz o dönemde birbirleriyle çok maça çıkmamış oyunculara sahiptik, ancak Efes karşısında takım gibi oynadık, takım savunmasını iyi yaptık. Tempoyu elimizde tuttuk. Tabi Efes’in o maça bir iddiası olmadan çıktığını, bizim ise mutlak kazanmamız gerektiği faktörünü de atlamayalım. Ancak bu sezon, yanılmıyorsam, değişen sisteme göre çapraz eşleşme yapılacakmış grup 1.leri ile 2.leri arasında. Tabi bu da kura açısından önemli bir avantaj. Basketbolu seven bir topluluğa ve yönetime sahibiz. En önemlisi ise ayaklarımızın yere basması. Biz ‘o kupayı alalım, şampiyon olalım’ diye düşünmek yerine ‘bizim bütçemiz bu, buna göre hedef koyacağız’ diyoruz. Ben bu beklenti sıkıntısını Beşiktaş’ta yaşadım, o yüzden kulüpteki herkesin bu düşüncede olması sevindirici. Biz her gün daha ileriye giden bir takım olmak istiyoruz.