Liglerin bitiminin ardından bize ağız tadıyla tatil yaptırmayan Eurobasket 2011 dünkü maçlarla başladı. Sonuç olarak bakıldığında pek sürpriz yoktu ancak oyun olarak sürpriz boldu.
Güne İspanya-Polonya ile başlamayı düşünüyordum ancak sağolsun hem İspanya'nın isteksizliği hem de Ntv Spor'un koyduğu şifre -bu duruma yazı sonunda değineceğim- 2.çeyrekten itibaren Sırbistan-İtalya maçına dönmeme sebep oldu. İyi ki de oldu. Günü kapattığımız Litvanya- Büyük Britanya maçının ardından en keyifli maçtı. Zaten Eurobasket resmi sitesi tarafından 'günün maçı' seçilen bir karşılaşmadan daha azı beklenemezdi.
İtalya aslında maça hızlı başlamıştı. Kötü oynadığında çekilmeyen Teodosic bunda en büyük etkendi şüphesiz. Ancak 2.çeyrekten itibaren özellikle Milan Macvan önderliğinde geri dönen Sırplar devreye 6 sayı farkla önde girdi. İkinci devrede de İtalya'nın farkı kapattığı sekanslar olsa da Sırbistan maç boyunca düzenini korumayı başardı.
İtalya, potansiyeli yüksek bir takım olduğunu, son Avrupa 2.sine zaman zaman zor anlar yaşatmasından dolayı, göstermiş oldu. Ancak koç Piangiani'nin Siena'daki sistemini İtalya'ya oturtabilmiş olduğunu pek sezemedik. Bu durum ilerleyen yıllarda değişir mi, bilinmez. 3.çeyrekte alan savunması üzerinden geri dönüşleri takdire şayandı ancak Sırbistan gibi her oyuncunun ne yaptığı belli olan bir takımı deviremediler. Bugün Almanya ile oynuyorlar, kaybederlerse işleri zora girecek. Hücumda sıkıntıları yok ancak savunmada istikrar yakalamaları gerekiyor.
Sırbistan ise bildiğimiz gibi. Teodosic oynadı mı onlar da oynuyor. Maç içerinde yaşanan iniş-çıkışları çok iyi idare ediyorlar, bu da onları başarıya götürüyor.
Türkiye-Portekiz maçına kadar ne yapayım derken, uzatmaya giden Karadağ-Makedonya maçı piyango gibi oldu. Ex-Yu turnuvasında iki takım hakkında da belli başlı fikirlerimiz olmuştu ancak Makedonya'da Bo McCalleb'in kadroya dahil olması çok şey değiştirmiş. Dış şut üzerine kurulu olup, en büyük skor silahı Pero Antic olan takımdan daha düzenli hücum eden bir takım görüntüsü vardı. Yoksa kaliteli uzunlara sahip Karadağ'a direnmeleri imkansızdı.
Gelelim 12 Dev Adam'a... Şimdi hiç Portekiz ikinci sınıf takım ayaklarına girmeyin. Verilen sinyal gayet iyiydi. Bir kere İspanya'yı gördükten sonra takımdaki heves, istek üst seviyedeydi ya da ben İspanyolların ardından göz yanılması yaşadım. Fark açıldıktan sonra da gösterilen arzu pozitif bir not. Bir başka pozitif not ise Enes ve Emir'in performansı. Enes'in iyi performansı, özgüveninin artması ve Ömer Aşık'ın diri kalması açısından önemliydi. Preldzic ise point forvet görevinde eksikliklerini iyice gidermiş gibiydi.
Ancak İzzet ile ilgili aynı şeyleri söylemek imkansız. İlerleyen yıllarda milli takımda bol bol forma giyecek, orası kesin ancak sırf buna alışması için Eurobasket'te oynaması -üstelik kadroda sadece 2 PG varken- çok yanlış. Zaten kendisi de maç içerisindeki 2 air ball'u ile bunu kanıtladı.
Portekiz maçını kazasız belasız atlattıktan sonra Panevezys'de ilk gün Litvanya- Büyük Britanya maçı ile kapandı. Yukarıda da belirttiğim gibi ilk günün açık ara en iyi maçıydı. Score-board'ın gidişatı seriler üzerinden oldu. İsteyen şuradaki linkten play-by-play'e girip daha detaylı inceleyebilir. Ancak maçın sonunda seyirci desteğiyle kazanan taraf ev sahibi oldu. Takımlara geçersek...
Büyük Britanya'yı Twitter üzerinden takip ettiğim kadarıyla çok öven oldu ancak bu durumun uzun vadeye yayılamayacağını belirtmekte fayda var. Yukarıda linkteki box score'dan Luol Deng'in aldığı süre bilgisi bile Britanya'nın durumunu anlatmaya yetiyor. Freeland ve Clark sayı olarak Deng'e yardımcı oluyor gibi gözüküyor ancak büyük resimde işler hiç de öyle değil. Deng aldığı sürenin yanında topu getiriyor, oyunu düzenliyor, her şeyi yapıyor. Ne kısalardan ne de uzunlardan bu konuda yardım yok. Savunma konusunda yaşadıkları sıkıntılar cabası. Atletizm özellikleri gayet iyi, ama turnuva onlar için Deng'in nefesi gittiği yere kadar gidecek.
Litvanya'da galibiyetin anahtarı Deng'i durdurmaktı, bunu gelecek yıl Türk Telekom'da forma giyecek Simas Jasaitis ile sağlamaya çalıştılar. Pek başarılı oldukları söylenemez, Deng 25 sayı buldu. Aslında savunma konusundaki sıkıntı bütün takımda vardı. 69 sayının 67'sinin 4 oyuncu üzerinden geldiği İngiltere'de bu 4 ismi durdurmada sıkıntı çektiler. Elbette oyun planları bunun üzerine, tempolu oyuna dayalı ancak İspanya gibi, Türkiye gibi rakiplere karşı ters tepebilir, benden söylemesi.
Savunma konusunda eleştirdik Litvanyalıları ama hücumda ellerine su dökülemez. Jasikevicius'un Litvanya'da başka oynadığını bilmeyen kalmadı. Hücumun akışında en önemli oyuncu olduğu şüphesiz ancak en kritik oyuncu değil. Lavrinovic'in 3.çeyrekte oynamadığında nasıl tıkandıklarını gördük. Bu direk olarak savunmalarını da etkiledi. Savunma kaynaklı hücum diye genel geçer bir tabir vardır ya Litvanya bunun tam tersini yapıyor: Hücum kaynaklı savunma...
Son olarak Jonas Valanciunas'ın sadece 4 dk. almasına çok şaşırdım. Türkiye'de -biraz da zorunluluktan- Enes'i kazanmaya ekstra bir özen gösteriliyorken, ülkesini U19'da Dünya Şampiyonu yapmış bir oyuncunun 4 dk. alması çok yanlış.
NOT: Ntvspor'un dün uyduda aniden şifre girmesine denilecek pek bir şey yok. FIBA kaynaklı falan olduğu söyleniyor ama bu açıklama bana pek inandırıcı gelmiyor, üstelik diğer ülkelerdeki yayıncıların şifreye girmemesi gibi, önümüzde birçok örnek varken. Ha, sorun oldu mu hayır. İnternetteki arkadaşlar sayesinde şifre yine kırıldı. Ancak Ntvspor'un bunu tam maçların ortasında yapması çok tatsız oldu.
Kubilay ARSLAN
1 Eylül 2011 Perşembe
30 Ağustos 2011 Salı
Eurobasket Günlüğü #11 (Eurobasket A Grubu)
Büyük heyecan yarın başlıyor. İşte, milli takımımızın yarın başlayacak bu maratonda vereceği ilk ara olan 2 Eylül gününe kadar maç yapacağı takımların analizleri;
Portekiz- 31.8 - 17.45: FIBA'nın turnuvayı 24 takıma çıkartma kararı olmasa Portekiz'in uzun yıllar boyunca Eurobasket'e katılma ihtimali yok denecek kadar azdı. Elemenin elemesinden bile son anda 2. olarak çıkan bir takımdan bahsediyoruz sonuçta. Açıkçası Portekiz Milli Takımı'nın hiçbir maçını izlemedim. Futbol takımından bahsetmiyorum, ki onları da çok sevmem, o ayrı konu. Sadece okuduklarımdan ve dinlediklerimden anladığım kadarıyla oynadıkları basketbol dış şut üzerine kurulu. Kaliteli ve takımda öne çıkan bir oyuncuları olmadığı için, yüzdelerinin iyi olmasını umut edip sürpriz galibiyet arayacaklar. Bosna Hersek'ten bir adım alt seviyede takım olduklarını söyleyebiliriz. Gerisini artık siz düşünün... İnşallah milliler yarın kaza yaşamadan, bol bol rotasyon yaparak rahat bir galibiyet alır.
Büyük Britanya- 1.9- 17.45: Turnuvanın 2.günü olan 1 Eylül'de oynayacağımız bu maç bana göre en kritik maç. Grubun 'ölüm maçı' olarak düşünülen Litvanya-Türkiye karşılaşmasında da nasıl oynayacağımız kesinlikle bu mücadeleye bağlı. Ev sahipliği yapacakları 2012 Olimpiyat öncesinde Eurobasket'i önemli bir basamak olarak görüyor İngilizler. Kuşkusuz en önemli isimleri de Luol Deng. Aslen Sudanlı olan NBA oyuncusu Britanya'nın ne yapacağı konusunda belirleyici unsur olacak. Kadronun geri kalanına baktığınızda James Jones ismi göze çarpıyor, ama o James Jones, Miami'de arada bir sahneye çıkıp, üçlükleriyle can yakan James Jones değil, yanıltmasın.
Portekiz için dış atış üzerinden oynayan, Bosna Hersek'in bir adım altı dedik, Britanya ise atletizmine güveniyor, Fransa'nın bir adım altı. Ben Gordon da gelseydi, her şey daha farklı olabilirdi ama şu anda 'ters gelebilme potansiyeline sahip' takımdan ötesi değiller.
Litvanya- 2.9 - 21.00: Litvanya'daki basketbol sevgisinini bizdeki futbol 'sevgisi' ile karşılaştırmak bile yeterli olmaz. Daha fazlası... Deplasmandaki turnuvalara yüzlerce kişilik kafilelere giden bir ülkeden bahsediyoruz. Basketbolu o kadar çok seviyorlar ve başarı gelmesini istiyorlar ki milli takımımızın aleyhine ayak oyunları yapmaktan da geri kalmıyorlar!
Şaka bir yana İstanbul'un yarısı kadar nüfusa sahip Litvanya çok güçlü bir basketbol milli takım kadrosu çıkarıyor. Ama onları başarıya götüren sebep kadroları değil, basketbol kültürü. Geçen yılki turnuvada tıpkı bizim gibi sadece ABD'ye karşı kaybederek tek mağlubiyetle kapadılar turnuvayı. Bizim onlardan bir sıra üstte olmamızın sebebi ise ABD ile karşılaşma zamanımızdı.
Litvanya'nın bizimle benzer yanları bu örnekle sınırlı değil. Kadro dağılımında tıpkı Türkiye'deki gibi dar kısa rotasyonu ve bunun 180 derece tersi, geniş uzun rotasyonu göze çarpıyor. Kafamızdaki en büyük soru işareti ise Jasikevicius'un takımı eskisi gibi yönetip yönetemeyeceği. Saras, Fenerbahçe forması altında pek de iyi sinyaller vermemişti bu konuda.
12 Dev Adam'ın bu maçta dikkat etmesi gereken tek şey: tempo. Oyun hızlandığında asıl performanslarını gösteriyorlar, bu durum basketbolu yaşayan seyircileriyle birleştiğinde ise ölümcül bir kombinasyon ortaya çıkıyor. Elbette ki 40 dk boyunca oyuna hükmedemeyiz ancak maç içerisinde sıkça yaptığımız iniş-çıkışları olabildiğince engellememiz gerekiyor.
Kubilay ARSLAN
Portekiz- 31.8 - 17.45: FIBA'nın turnuvayı 24 takıma çıkartma kararı olmasa Portekiz'in uzun yıllar boyunca Eurobasket'e katılma ihtimali yok denecek kadar azdı. Elemenin elemesinden bile son anda 2. olarak çıkan bir takımdan bahsediyoruz sonuçta. Açıkçası Portekiz Milli Takımı'nın hiçbir maçını izlemedim. Futbol takımından bahsetmiyorum, ki onları da çok sevmem, o ayrı konu. Sadece okuduklarımdan ve dinlediklerimden anladığım kadarıyla oynadıkları basketbol dış şut üzerine kurulu. Kaliteli ve takımda öne çıkan bir oyuncuları olmadığı için, yüzdelerinin iyi olmasını umut edip sürpriz galibiyet arayacaklar. Bosna Hersek'ten bir adım alt seviyede takım olduklarını söyleyebiliriz. Gerisini artık siz düşünün... İnşallah milliler yarın kaza yaşamadan, bol bol rotasyon yaparak rahat bir galibiyet alır.
Büyük Britanya- 1.9- 17.45: Turnuvanın 2.günü olan 1 Eylül'de oynayacağımız bu maç bana göre en kritik maç. Grubun 'ölüm maçı' olarak düşünülen Litvanya-Türkiye karşılaşmasında da nasıl oynayacağımız kesinlikle bu mücadeleye bağlı. Ev sahipliği yapacakları 2012 Olimpiyat öncesinde Eurobasket'i önemli bir basamak olarak görüyor İngilizler. Kuşkusuz en önemli isimleri de Luol Deng. Aslen Sudanlı olan NBA oyuncusu Britanya'nın ne yapacağı konusunda belirleyici unsur olacak. Kadronun geri kalanına baktığınızda James Jones ismi göze çarpıyor, ama o James Jones, Miami'de arada bir sahneye çıkıp, üçlükleriyle can yakan James Jones değil, yanıltmasın.
Portekiz için dış atış üzerinden oynayan, Bosna Hersek'in bir adım altı dedik, Britanya ise atletizmine güveniyor, Fransa'nın bir adım altı. Ben Gordon da gelseydi, her şey daha farklı olabilirdi ama şu anda 'ters gelebilme potansiyeline sahip' takımdan ötesi değiller.
Litvanya- 2.9 - 21.00: Litvanya'daki basketbol sevgisinini bizdeki futbol 'sevgisi' ile karşılaştırmak bile yeterli olmaz. Daha fazlası... Deplasmandaki turnuvalara yüzlerce kişilik kafilelere giden bir ülkeden bahsediyoruz. Basketbolu o kadar çok seviyorlar ve başarı gelmesini istiyorlar ki milli takımımızın aleyhine ayak oyunları yapmaktan da geri kalmıyorlar!
Şaka bir yana İstanbul'un yarısı kadar nüfusa sahip Litvanya çok güçlü bir basketbol milli takım kadrosu çıkarıyor. Ama onları başarıya götüren sebep kadroları değil, basketbol kültürü. Geçen yılki turnuvada tıpkı bizim gibi sadece ABD'ye karşı kaybederek tek mağlubiyetle kapadılar turnuvayı. Bizim onlardan bir sıra üstte olmamızın sebebi ise ABD ile karşılaşma zamanımızdı.
Litvanya'nın bizimle benzer yanları bu örnekle sınırlı değil. Kadro dağılımında tıpkı Türkiye'deki gibi dar kısa rotasyonu ve bunun 180 derece tersi, geniş uzun rotasyonu göze çarpıyor. Kafamızdaki en büyük soru işareti ise Jasikevicius'un takımı eskisi gibi yönetip yönetemeyeceği. Saras, Fenerbahçe forması altında pek de iyi sinyaller vermemişti bu konuda.
12 Dev Adam'ın bu maçta dikkat etmesi gereken tek şey: tempo. Oyun hızlandığında asıl performanslarını gösteriyorlar, bu durum basketbolu yaşayan seyircileriyle birleştiğinde ise ölümcül bir kombinasyon ortaya çıkıyor. Elbette ki 40 dk boyunca oyuna hükmedemeyiz ancak maç içerisinde sıkça yaptığımız iniş-çıkışları olabildiğince engellememiz gerekiyor.
Kubilay ARSLAN
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Eurobasket Günlüğü #10 (Üzerimizdeki Pası Attık)
Bugünkü seyirciye kapalı oynanan ve 74-72 üstünlüğümüzle biten Karadağ karşılaşması ile Eurobasket öncesi son maçımızı oynamış olduk. Peki Portekiz'le yapacağımız maça 4 günden daha az bir süre kala takımın hücumdaki durumu nasıl ?
İlk önce şunu belirtmek lazım ki; Spor Toto World Cup'tan sonraki süreçte üzerimizdeki pası attık. İzmir'deki turnuvada sayı ortalamamız -Ukrayna maçındaki uzatmayı hesaba katmazsak- 62.6 idi. Bu düşük ortalamayı geçtim, asıl can sıkıcı olan konu hücumdaki dağınık görünüm ve yanlış seçimlerdi. Almanya'daki turnuvada şut yüzdesini yine normal seviyelere çekemedik ama daha derli toplu hücum, herkesin topu doğru kullanması sevindiriciydi.
Ofansif olarak en önemli oyuncumuz Ersan, Hidayet ya da Ömer Aşık değil, kesinlikle ama kesinlikle Kerem Tunçeri. O oyunda olduğunda takımın daha düzenli oynadığını gördük. Hani Jason Kidd, Dallas için neyse Kerem Tunçeri de Türkiye için odur desem fazla ileriye gitmemiş olurum herhalde!
Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Kerem Tunçeri 40 dk sahada kalamıyor ve o oyundan çıktığında zorlama şutlar, gereksiz zorlamalar başlıyor. Ve maalesef ne Emir Preldzic ne de Hidayet Türkoğlu Kerem'in yaptığı işi yapamıyor.
Burada durumu düzeltmek tamamen Orhun Ene'nin elinde. Kerem'in saha içi liderliğinden yoksun bir beşte temponun düşmesine izin vermemesi gerekiyor çünkü tempo düştü mü Türkiye dağılıyor.
Pota altında ise Semih'in yokluğunda Enes'e çok iş düşecek. Özellikle Adidas Cup'taki performansıyla umut verdi Enes. Top eline geldiğinde tecürbesizliğini çok net bir şekilde gösteren bir pota altı oyuncusundan yavaş yavaş vücudunu kullanmayı başaran, içeriyi domine etmeye hazır bir oyuncuya dönüşmesi çok önemli.
Ömer Aşık ise milli takımda, NBA'deki savunmacı kimliğinden kurtuluyor. Hücum düzenlerinde önemli bir oyuncu olan Ömer'in hücum ribaundlarındaki etkinlliğiyle ,boyalı alandaki sayı gücüne denilecek söz yok. Ancak oyunununda iki eksik göze çarpıyor. Faul çizgisindeki istikrarsız yüzdesi ve içeri yüklenirken topu aşağıya indirip, boy avantajını kullanamaması. Bu iki sorunu da halletti mi, Ömer'in, durdurulamaz bir silah olacağına şüphe yok.
Takımın geri kalanına teker teker değinmeye gerek yok. Özellikle son maçta tavan yapan 3 sayı yüzdesi, İspanya ve Litvanya gibi ekstra sayı arayacağımız maçlarda bize çok yardımcı olacak. Ama yine de sistemin uzunlar üzerinden işlemesi gerektiğini, pota altını kullanmadan maç kazanamayacağımızı hatırlatmakta fayda var.
Kubilay ARSLAN
İlk önce şunu belirtmek lazım ki; Spor Toto World Cup'tan sonraki süreçte üzerimizdeki pası attık. İzmir'deki turnuvada sayı ortalamamız -Ukrayna maçındaki uzatmayı hesaba katmazsak- 62.6 idi. Bu düşük ortalamayı geçtim, asıl can sıkıcı olan konu hücumdaki dağınık görünüm ve yanlış seçimlerdi. Almanya'daki turnuvada şut yüzdesini yine normal seviyelere çekemedik ama daha derli toplu hücum, herkesin topu doğru kullanması sevindiriciydi.
Ofansif olarak en önemli oyuncumuz Ersan, Hidayet ya da Ömer Aşık değil, kesinlikle ama kesinlikle Kerem Tunçeri. O oyunda olduğunda takımın daha düzenli oynadığını gördük. Hani Jason Kidd, Dallas için neyse Kerem Tunçeri de Türkiye için odur desem fazla ileriye gitmemiş olurum herhalde!
Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Kerem Tunçeri 40 dk sahada kalamıyor ve o oyundan çıktığında zorlama şutlar, gereksiz zorlamalar başlıyor. Ve maalesef ne Emir Preldzic ne de Hidayet Türkoğlu Kerem'in yaptığı işi yapamıyor.
Burada durumu düzeltmek tamamen Orhun Ene'nin elinde. Kerem'in saha içi liderliğinden yoksun bir beşte temponun düşmesine izin vermemesi gerekiyor çünkü tempo düştü mü Türkiye dağılıyor.
Pota altında ise Semih'in yokluğunda Enes'e çok iş düşecek. Özellikle Adidas Cup'taki performansıyla umut verdi Enes. Top eline geldiğinde tecürbesizliğini çok net bir şekilde gösteren bir pota altı oyuncusundan yavaş yavaş vücudunu kullanmayı başaran, içeriyi domine etmeye hazır bir oyuncuya dönüşmesi çok önemli.
Ömer Aşık ise milli takımda, NBA'deki savunmacı kimliğinden kurtuluyor. Hücum düzenlerinde önemli bir oyuncu olan Ömer'in hücum ribaundlarındaki etkinlliğiyle ,boyalı alandaki sayı gücüne denilecek söz yok. Ancak oyunununda iki eksik göze çarpıyor. Faul çizgisindeki istikrarsız yüzdesi ve içeri yüklenirken topu aşağıya indirip, boy avantajını kullanamaması. Bu iki sorunu da halletti mi, Ömer'in, durdurulamaz bir silah olacağına şüphe yok.
Takımın geri kalanına teker teker değinmeye gerek yok. Özellikle son maçta tavan yapan 3 sayı yüzdesi, İspanya ve Litvanya gibi ekstra sayı arayacağımız maçlarda bize çok yardımcı olacak. Ama yine de sistemin uzunlar üzerinden işlemesi gerektiğini, pota altını kullanmadan maç kazanamayacağımızı hatırlatmakta fayda var.
Kubilay ARSLAN
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Eurobasket Günlüğü #9 (Turnuva Başlamamışken, Neyin Umutsuzluğu Bu?)
Bugün Milli Takım’ın Litvanya öncesi son hazırlık turnuvası olan Adidas İstanbul Cup başlıyor. 8 maçlık hazırlık programının son iki maçı için Yeni Zelanda ve Karadağ/Ukrayna ikilisinden biriyle oynayacak milliler.
Şu ana kadar oynadığımız 6 maçta görüntü pek iyi değil. Yunanistan ve Sırbistan’a kabul edilemez farklarla kaybetmek, Almanya’ya (hem Nowitzki’li hem Nowtizki’siz) 2 defa boyun eğmek, Ukrayna ve Belçika gibi takımlara karşı ise uç ucuna galibiyetler almak, şüphesiz çoğu kişiyi endişeye düşürdü. Sonuçları bir kenara bıraktığımızda ise oynanan basketbol, endişe kat sayısının artmasına sebep oluyor. Bu endişeye sahip kişilerden biri de bendim. Ama endişeler yerini yavaş yavaş umutsuzluğa ve takıma saldıraya bıraktı. Ancak…
Milli Takım diğer ülkelerle karşılaştırıldığında farklı bir hazırlık programı takip ediyor. Eurobasket’te rakibimiz olacak çoğu ülke turnuvaya bol bol hazırlık maçları yaparak hazırlanırken millilerde durum çok farklı. Artık çok daha zorlu olan Eurobasket sisteminde belli bir yerde takılıp kalmamak için kondisyon depolamaya önem veriliyor, ağır idmanlar yapıyor.
Hani koçlar oyunculara yorucu antremanlar yaptırırken, ‘Şimdi yoruluyorsunuz ama bu çalışmalar maçlarda işinize yarayacak.’ derler ya... Kulağa çok klişe bir söz gibi gelebilir ama ne kadar doğru. İşte milli takımın durumu da buna benzer. Oyuncular Bormio’daki kampın yorgunluğunu hissediyor, sanki halleri yokmuş gibi oynuyorlar. ‘Bormio’nun üzerinden kaç gün geçti, ne diyorsun sen?’ demeyin. Abdi İpekçi’de de bu idman temposu devam etti, daha yeni yeni düşüyor…
Dikkatinizi çektiyse Almanya’da her gün oyunumuz daha iyiye gitti. Gelinebilecek en dip seviyeye Yunanistan maçında indik, Belçika maçında bir adım daha üst seviyedeydik. Almanya maçında ise 2. yarıda alan savunmasına takılmasak, galip gelecektik.
Günden güne savunmamız daha iyiye gitti. Hücumda yüzde açısından hep aynı seviyedeydik ama hücum seçimlerini son maçlarda daha iyi yaptık. Top çemberden geçmese de sırf yapılan hücum yüzünden ‘Bravo!’ dediğim anlar vardı son iki maçta.
Aslında bir konu hakkında çok toz pembe yazılmış yazılar okumayı sevmem. Durum çok kötü iken gerçekçi gelmez. Şimdi ben de böyle yazdım, ama Milli Takım’da hiçbir şey dışarıdan gösterildiği gibi kötü değil. Umudumuzu koruyacak sebeplere sahibiz. Oyuncu kalitesi, takım içerisindeki arkadaşlık çok üst seviyede. Bir de form seviyesini yakaladık mı, tamamdır.
Kubilay ARSLAN
21 Ağustos 2011 Pazar
Eurobasket Günlüğü #8 (Rakipler Ne Yaptı?)
Milli Takım hazırlık maçlarına devam ederken Eurobasket A Grubu'nda rakibimiz olan 4 takım da boş durmuyor. İşte rakiplerimizin 21 Ağustos tarihine kadar oynadığı hazırlık maçları: (Kaynak: ACB)
İspanya:
Tarih: vs. : Skor: Takımın En Skoreri:
9 Ağustos Fransa 77-53 Pau Gasol (19)
13 Ağustos Litvanya 90-78 Pau Gasol (17)
15 Ağustos Bulgarsitan 96-59 Juan Carlos Navarro (19)
18 Ağustos Litvanya 76-88 Pau Gasol (18)
20 Ağustos Slovenya 73-61 Pau Gasol (15)
Litvanya:
Tarih: vs. : Skor: Takımın En Skoreri:
4 Ağustos Slovenya 70-72 Darius Lavrinovic (14)
8 Ağustos Çin 94-73 Jonas Valanciunas (26)
10 Ağustos Rusya 76-91 Paulius Jankunas (15)
13 Ağustos İspanya 78-90 Ksistof Lavrinovic (12)
18 Ağustos İspanya 88-76 Rimantas Kaukenas (16)
19 Ağustos Rusya 80-88 Paulius Jankunas (14)
20 Ağustos Letonya 95-75 Marijonas Petravicius (26)
Büyük Britanya:
Tarih: vs. : Skor: Takımın En Skoreri:
7 Ağustos Hollanda 97-70 Ryan Richards (16)
9 Ağustos Nijerya 95-80 Devon Van Oostrum ( 18)
16 Ağustos Fransa 60-82 Joel Freeland (16)
17 Ağustos Hırvatistan 70-75 Joel Freeland (22)
18 Ağustos Sırbistan 95-97 Eric Boateng (15)
20 Ağustos Çin 64-56 Joel Freeland (18)
Polonya:
Tarih: vs: Skor: Takımın En Skoreri:
23 Temmuz Slovenya 54-69 Piotr Pamula (13)
25 Temmuz Makedonya 57-66 Piotr Szczotka (9)
5 Ağustos İsrail 58-65 Lukasz Koszarek (15)
6 Ağustos Bulgaristan 64-55 Adam Hrycaniuk (20)
7 Ağustos İtalya 72-88 Adam Hrycaniuk (16)
12 Ağustos Yunanistan 50-71 Dardan Berisha (13)
13 Ağustos İtalya 61-67 Szymon Szewczyk (17)
14 Ağustos Bosna Hersek 87-68 Szymon Szewczyk (20)
NOT 1: Büyük Britanya'da Luol Deng hazırlık maçlarında oynamadı. Ancak turnuvada oynayacak. Ben Gordon ise sigortası karşılanamadığı için Eurobasket 2011'de yok.
NOT 2: Polonya'da da Marcin Gortat aynı sebepten dolayı kadroda olmayacak.
Milli takımımızın A Grubu'ndaki son rakibini belirleyecek olan Eleme Grubu'nda da maçlar devam ediyor. Finlandiya ve Portekiz'in Eurobasket'e gitmeyi garantilediği grupta hangi ülkenin 12 Dev Adam'ın rakibi olacağı son iki maçta belli olacak. Şu ana kadar oynanan 4 maçta alınan sonuçlar ve puan durumu ise şöyle:
Portekiz-Macaristan: 71-66
Finlandiya-Portekiz: 68-56
Finlandiya-Macaristan: 75-73
Portekiz-Macaristan: 66-57
S | TAKIM | G | M | P |
1. | Portekiz | 2 | 1 | 5 |
2. | Finlandiya | 2 | 0 | 4 |
3. | Macaristan | 0 | 3 | 3 |
Kubilay ARSLAN
18 Ağustos 2011 Perşembe
Eurobasket Günlüğü #7 (Milli Takım ve Soru İşaretleri)
Milli takımımızın World Cup'daki performansından sonra her kafadan ayrı bir ses çıkmaya başladı. Kimi 'bu sonuçlar ölçü değil, paniğe gerek yok' dedi, kimi -sanki böyle bir şeyin olmasını bekliyormuş gibi- saldırıya geçti. Sanırım ben ilk görüşü savunanlardanım. Ama göze çarpan bazı eksikler, sorunlar olmadı değil.
Bunlardan en önemlisi belli bir tabanımızın olmayışı. Artık milli takım çapında böylesine üst seviyeye çıkan bir takımın ne olursa olsun, Sırbistan maçındaki gibi sadece 58 sayıda kalıp, 25 sayı fark yeme hakkı yok. Bakın İspanya'ya, Yunanistan'a, sakatlık ve form durumları ne olursa olsun, yakaladıkları çizgiyi bozmazlar. Mesele bunun hazırlık maçlarında veya başka bir organizasyonda olması değil. Mesele takımın bu kazanma alışkanlığını kazanması.
Bu durum da bizi bağlantılı olarak 2. probleme götürüyor. Artık 12 Dev Adam'ı biraz takip eden biri bile tempo yakalayarak, kıvılcımdan sonra ateş çıkartarak oynadığını biliyor. Bu açıdan en zıt örneği yine Sırbistan ile vermek doğru olur. Ivkovic'in takımı düzeni ve sistemi mükemmelleştirmeye yönelik oynuyor, Türkiye bunun 180 derece tersi.
Tabi bu tempo yakalamaya yönelik oyunun pozitif getirileri yok değil. Çok uzaklara gitmeyin, 2010 Şampiyonası'nı hatırlayın. Ankara ve İstanbul'da seyirci desteğiyle neler neler yapmıştı milli takım. Yunanistan'a karşı oyunun net hakimi olmuş, Fransa ve Slovenya'ya fark atmıştı. Kıvılcımdan sonra çıkan ateş söndürülemez hale gelmişti. Yarı finalde yukarıda övdüğüm Sırbistan'ı bile alaşağı etmişti milliler. Ancak böylesine güçlü bir oyuncu havuzuna sahipsek, bu oyun düzenine bağlı kalmamıza gerek yok. Çünkü uzun vadede sonuç getirecek bir çözüm değil bu.
Tabi Sertaç Şanlı'nın da kadro dışı kalmasıyla en büyük soru işaretlerinden biri geliyor aklımıza. Kimler gidecek? Bana göre şu anda kadrodan çıkarılmayacak, çıkarılması teklif bile edilemeyecek oyuncular: Kerem Tunçeri, Ender Arslan, Ömer Onan, Sinan Güler, Hidayet Türkoğlu, Emir Preldzic, Ersan İlyasova, Oğuz Savaş ve -sakatlıktan kurtulduğunu varsayarak- Ömer Aşık. Geriye kalıyor 3 boş kontenjan. İzmir'deki performansından sonra Cenk Akyol da büyük ihtimalle garantiledi kadroya girmeyi.
Uzunlar için kritik isim: Semih Erden. Onun sakatlığı şu anda büyük muamma. Eğer Semih kadroya katılırsa Enes-Furkan ikilisinden biri kesin gidecek. Semih kadroya katılmazsa ikisinin de takıma katılma ihtimali doğuyor ancak bu durumda da Doğuş veya Barış ile kısalara bir ekleme yapılması düşünebilir. Enes mi? Furkan mı? seçiminde ben form düzeyine göre Furkan'ı seçerdim ancak önümüzde daha uzun bir zaman var, ilerideki iki turnuvadaki performansları Orhun Ene'nin seçiminde en büyük etken olacak.
Kubilay ARSLAN
14 Ağustos 2011 Pazar
Eurobasket Günlüğü #6
12 Dev Adam'ın katıldığı ilk hazırlık turnuvası olan Spor Toto World Cup 10 tamamlandı. İzmir Halkapınar Spor Salonu'nda yapılan turnuvada Almanya şampiyon olurken, Sırbistan 2., Türkiye 3. , Ukrayna 4. oldu. 3 gün süren bu turnuvayı milli takımımız haricindeki takımlar üzerinden giderek değerlendirelim.
Turnuvayı sonuncu olarak bitiren Ukrayna'da Mike Fratello etkisi kendini hissettiriyor. Oyuncu kalitesi açısından yeterli seviyelerde olmasalar da savunmada mücadele eden, hücumda ne yaptığını bilen bir takım vardı sahada. Steven Burtt ve Oleksiy Pecherov sivrilen isimler olsa da eğer Ukrayna bir şey yapacaksa takım olarak yapabilir. Grupları o kadar güçsüz ki ( D Grubu) Rusya ve Slovenya'nın ardından 3.lük için bir şansları olabilir. Sonuçta rakipleri Gürcistan, Belçika ve Bulgaristan.
Almanya ise ne yalan söyleyeyim, biraz gözümü korkuttu. Kökenlerinin getirdiği disiplinle her branşta belli bir seviyenin üzerine çıkmayı başaran Almanlar basketbolda ise Nowitzki ve Kaman haricinde büyük bir yeteneğe sahip değil (Tibor Pliess'i daha saymıyorum) ancak turnuvada herkesin ne yaptığını bildiği bir düzende gayet iyi oynadılar. Açıkçası şu Almanya'yı izleyen ben kendi kendime 'Bu takım 2010'da neredeydi?' diye sormadan edemedim. Dünya Şampiyonası'nda A Grubu'nu Angola'nın altında 5.bitirerek son 16'ya kalamamışlardı.
Şu anda Almanya için en kritik soru elbette ki: 'Nowitzki ve Kaman gelince ne olacak?'. Düzeni bozmadan takıma skor güçleriyle seviye mi atlatacaklar yoksa takım tamamen Nowitzki ve Kaman'a bağlı kalıp onlara başarıyı getiren oyununu kayıp mı edecek? Açıkçası 1. seçenek bana daha yakın gibi duruyor. Nowitzki'nin zaten sorun çıkarmayacağını biliyoruz. Kaman da ona ayak uydurursa Türkiye için çeyrek final yolu daha da zorlaşır.
NOT: Almanya oyuncusu Konrad Wysocki Efes'in yeni transferi Sasha Vujacic'e inanılmaz derecede benziyor. Saçları, yüzü tıpatıp aynı. Hatta numaraları bile: 20.
Son olarak Sırbistan... Ivkovic büyük deha, onu baştan söyleyelim, oyuncular birbirlerini ne kadar tanısa da, herkes görevinin ne olduğunu bilse de bütun bunları harmanlayıp bu genç takımdan şampiyonluk adayı çıkartan isim Dusan Ivkovic. Bu yıl görevi bırakma seviyesine gelen Ivkovic'i Sırbistan Federasyonu'nun mutlaka elinde tutması gerekir.
NOT 2: Bu takımda Ivkovic sistemi için önemli bir oyuncu olan Velickovic'in olmadığını da hatırlatmakta fayda var.
Teodosic'i anlatmak için kelimeler bulmakta zorluk çekiyor insan. Basketbol izlerken insana en büyük keyif oyunculardan şüphesiz. Takımın beyini. Son zamanlarda ortaya çıkan combo guardlardan değil. Gerçek bir PG. Ve özellikle mili takımda altyapılardan beri tanıdığı oyuncularla çok daha etkili oluyor. Benim açıkçası çok beğenmediğim Krstic'i öyle bir oynatıyor ki, oyuncu NBA'de ulaşması imkansız skorlar üretiyor. Ve sırf bu ikiliden dolayı gelecek yıl CSKA çok tehlikleli bir takım olabilir.
Geçen yılki şampiyonaya kadar adını bile duymadığım Dusko Savanovic takımın en büyük skor silahı. World Cup'ta 11.3 sayı ortalaması ile bu konuda takımın lideri oldu. Birebir hücumda etkili, şutu da var. Efes'e transferini duyduğumda biraz burun kıvırmıştım ancak çok çok iyi bir transfer olma yolunda.
Back courtlarında Teodosic'i saymasak da belli bir seviyenin üstünde bir rotasyon var. Tripkovic oyuna girdiğinde önemli şut tehtidi. Markovic, Teodosic oyunda olmadığında savunması ile ön plana çıkıyor. Rasic- Tepic ikilisi her alanda aktif.
Pota altında savunmada sırıtan ancak hücumda sadece Teodosic tarafından değil bütün takım tarafından beslenen Krstic zaten o bölgede en önemli oyuncu.
Macabbi Tel Aviv'li Macvan ve Barcelona'lı Perovic front court rotasyonun güçlenmesini sağlıyor. Boban Marjanovic forma numarasına (22) benzer bir şekilde 2.22 boyunda. Ancak basketbol yetenekleri çok sınırlı. Sanki sokakta görülüp de 'Bu çocuktan basketçi olur.' denip sahaya çıkartılmış gibi. Top hakimiyeti falan felaket... En azından uzun kollara sahip de savunmada tehdit yaratyor. O da olmasa sıfır...
Kubilay Arslan
Kaydol:
Yorumlar (Atom)