13 Mart 2023 Pazartesi

Seçim Analizleri 2: Bilecik - Artvin

Bilecik:
Bilecik 2023 itibariyle 'swing state' olarak sayılabilecek bir konumda. Her ne kadar 2002-2018 arasındaki bütün genel, yerel ve CB seçimlerini AKP kazanmış olsa da; 2017 referandumunda 51.1 ile hayır çıkmış olması ve 2019'da CHP'nin sürpriz yaparak belediyeyi almış olması gibi iki faktör, 2023'te seçimin ortada geçeceğini gösteriyor. Bilecik'ten seçilecek vekil sayısı 2. D'Hondt sistemine göre 2 vekilli illerde birinci partinin ikinci partiye kıyasla iki katından daha fazla bir oy farkı atması gerekiyor. İktidar-muhalefet bloku arasındaki makasın 2018'e göre daha da daralacağını öngördüğümüzde 2007'den beri süregelen 1 AKP-1 CHP dengesinin (tek istisna: 2011 - 1 AKP 1 MHP) bu seçimde de bozulmayacağını öngörmek mümkün. Milletvekili yarışı özelinde bakıldığında muhalefet bloğunun Bilecik için ne ortak liste çalışması yapmasına ne de ciddi bir saha çalışması yapmasına pek gerek gözükmüyor çünkü ortak listeyle girilip CHP'nin 1. parti olduğu senaryoda dahi dağılım yine 1 CHP - 1 AKP oluyor. 160.000 civarındaki seçmen sayısı göz önünde bulundurulduğunda CB seçimi için de oyun değiştirici bir etkisi olmayacak Bilecik'in, dolayısıyla önümüzdeki sınırlı süreçte eğer es geçilecek iller olacaksa Bilecik bunun için doğal adaylardan biri olacaktır, özellikle İmamoğlu'nun şehri Ocak ayında ziyaret ettiği de göz önünde bulundurulduğunda. 

Artvin:
Yakın tarihteki oy kırılımı paterni açısından Bilecik'e çok benzer bir il diyebiliriz Artvin için. AKP'nin genel seçimler ve CB seçimlerinde net bir üstünlüğü bulunsa da, 2017 referandumunda 53% ile hayır çıkan ve 2019'da belediyeyi CHP'nin aldığı (2004 ve 2009'da olduğu gibi) bir il Artvin. 2019'da il genel meclisi oranlarına bakıldığında AKP+MHP'nin 47.6% oyu ve 2018'de Erdoğan'ın 48.2% oyu referandum oyuyla birlikte değerlendirildiğinde iktidar bloğunun 47-48% civarında doğal sınırlarına ulaştığını ve daha ileri gidemediğini gösteriyor. Bu faktörler ışığında Karadeniz bölgesinde muhalefet adına en iyi sonucun Artvin'den geleceğini bekleyebiliriz. Milletvekilliği seçimlerinde ise senaryo yine Bilecik'le çok benzer: 2 vekil çıkarıyor ve 2002'den beri süregelen 1-1 dengesinin bozulması imkansıza yakın. Dolayısıyla iki taraftan da bir ortak liste gelmesi düşük ihtimal.

Seçim Analizleri 1: Tunceli - Bayburt


Türkiye'nin nüfus açısından en küçük iki şehri olan Tunceli ve Bayburt'un tek ortak noktası çıkardıkları vekil sayıları olsa gerek. Şehirlerin vekil sayılarının revize edilmesiyle birlikte bu iki il, Türkiye'de 1 vekil çıkartan iki il konumunda olacaklar. 2017'de hayır ve evet rekorlarını elinde tutan bu iki ilin hikayelerinin bu seçimlerde nasıl gelişeceğini kestirmek ise pek zor değil.

Tunceli:
Türkiye ortalamasından çok ayrı bir demografisi bulunan bir il Tunceli, nitekim bunu her seçime imza atan rekorlarıyla ve olayları da gösteriyorlar. 2017'de 80.4% ile ülke genelinde açık ara en yüksek hayır oyu çıkan il olmasına ek olarak, ilçeler bazında ise ülkeden en yüksek hayır oyu veren 10 ilçeden 6'sı kendilerinden çıkmıştı. 2019'da ise belediye başkanlığını TKP'nin adayı Maçoğlu kazandı. Cumhur blokunun etkisinin belki de en sınırlı olduğu il ve dolayısıyla iktidar-muhalefet blokları arasındaki rekabetten çok muhalefetin kendi arasındaki rekabetten bahsedebileceğimiz tek il. Vekil sayısının sadece 1 olması, ek bir hesaplama yapmadan, vekilliği 1. olan partinin alacağı anlamına geliyor. 2018'de HDP 51%, CHP ise 26.3% alarak birer vekil çıkarmışlardı. Yarışın yine bu iki parti arasında geçecek olması kuvvetle muhtemel. Tunceli seçmeni ilde iktidarın varlık gösterememesi sebebiyle muhalefetteki aday isimlerine göre muhalefet partileri arasında geçişler yapabiliyor, örneğin 2011'de CHP'nin oyu 57% iken -elbette HDP&BDP'nin o seçime parti listesi yerine bağımsız adaylarla girmesinin de etkisiyle- 2015'de HDP ve CHP rolleri değiştirmiş, HDP'nin oyu 60'a dayanmış. Ha keza 2019-Maçoğlu bunun en keskin örneklerinden ve bu isimlere bağlı dalgalanmanın sadece CHP-HDP arasında olması gibi bir zorunluluğun olmadığının da kanıtı. CHP Kılıçdaroğlu'nun CB adaylığının Alevi oyları üzerindeki etkisini vekillik yarışına da yansıtabilecek bir vekil adayıyla vekilliği HDP'den almak isteyecektir. CB seçimlerinde ise muhtemelen 2017'deki rekor tazelenecek ve KK'ye destek 85% üzeri olacaktır.

Bayburt:
Tunceli kısmında geçen muhalefet kelimelerini iktidar ile, CHP-HDP kısımlarını ise AKP-MHP ile değiştirirsek Bayburt için ekstra bir paragraf yazmaya gerek kalmıyor aslında. 2017'de evet oyu rekorunu 81.4% ile elinde tutan Bayburt'ta 2015 Haziran'da MHP'nin 31.5% ile aldığı bir vekillik dışında 2002'den beri tüm vekillikler AKP'ye gidiyor. 2019'daki MHP dalgasının parçası olan illerden biri Bayburt, MHP adayı AKP adayına 20% gibi göz ardı edilemeyecek bir fark atmıştı. Muhalefetin ildeki silikliğini göz önünde bulundurarak AKP-MHP 2019'da olduğu gibi seçime kendi adaylarıyla gidecektir. İktidar-muhalefet arası oy geçişinin imkansıza yakın olduğu göz önünde bulundurulduğunda, seçmenin Erdoğan+MHP yaparak tıpkı 2019'da belediyeyi MHP'ye verdiği gibi bu sefer de vekilliği MHP'ye vermesi beklenebilir. CB seçimlerinde ise Erdoğan'ın 2018'e (82.1%) kıyasla oy arttırma potansiyelinin olduğu nadir illerden biri Bayburt.

10 Aralık 2022 Cumartesi

Dünya Kupası Notları & Fransa: 2 - İngiltere: 1

 

Turnuvanın kağıt üzerinde belki de şu ana kadarki en yüksek profilli maçıydı Fransa-İngiltere. Turnuvanın en kaliteli ve derinlikli kadrolarına sahip iki takım. Bunun üstüne çeyrek finale kadar üst düzey bir performansla neredeyse hiç zorlanmadan gelmeleri gerçeği de eklenince haliyle beklentiler de yükselmişti. Karşılaşmanın bu beklentileri fazlasıyla karşıladığını söylemek mümkün. Arjantin-Hollanda hikaye açısından ayrı bir seviyede kalabilir ancak İngiltere-Fransa'nın futbol açısından turnuvanın şu ana kadar en iyi maçı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Fransa kadrosunun fizik ve atletizm açısından rakipleriyle karşılaştırılamayacak bir düzeyde olduğu belliydi ancak bu maç özelinde bu detayı tekrardan vurgulamakta fayda var. Özellikle skoru da erken aldıktan sonra bu avantajı sonuna kadar kullandı Deschamps, 15-65 arasında oyunun kontrolünü çoğunlukla İngiltere'ye bıraksa da. Fransa'yı diğer takımlardan ayıran bir detay ise ilk 11'in ve her bir oyuncunun rollerinin çok keskin bir şekilde belli olması. Bu maçtaki rakipleri İngiltere başta olmak üzere favori takımların neredeyse hepsinde sürekli bir diziliş ve oyuncu seçimi tartışması süregelirken Deschamps, dizilişini ve 11'ini daha ilk maçtan net bir şekilde belirledi ve şimdiye kadar hiç bozmadı. Ortada Tchouameni ve Rabiot'nun dinamo olduğu, ortada Griezmann'ın 6-8-10 rollerini bir arada götürdüğü, kanatlarda Mbappe ve Dembele'nin tehlike yarattığı ve son olarak elbette ileride Giroud'nun bitirici rolünü üstlendiği bu kurgu, yara almadan yoluna devam ediyor. Şampiyon olurlarsa altın ayakkabı ödülü muhtemelen Mbappe'ye gidecek ama Griezmann ve Giroud da takımın ve turnuvanın en değerli oyuncusu olabilecek performanslar sergiliyorlar. Bu maç özelinde Kyle Walker'ın da Mbappe üzerindeki başarılı markajının da yardımıyla öne çıkan oyuncular oldular, nitekim skoru 2-1 yapan maçı koparan gol de Griezmann'ın ortasında Giroud'nun kafa vuruşuyla geldi. Turnuva sürprizlere çok açık gidiyor ancak geri kalan 4 takım içerisinde şampiyonluk açısından bir adım önde durduklarını söylemek yanlış olmaz.

İngiltere'de ise penaltı lanetleri peşlerini bırakmamaya devam ediyor. 2-1 sonrası Mount'un koşusunda skoru hızlı bir şekilde eşitleyecek fırsat ellerine gelmişti ancak Kane değerlendiremedi. Kane'in aslında maç genelinde iyi bir performans gösterdiğini söyleyebiliriz, hatta ilk devrede 1-0 sonrası takımın itici gücü o oldu önde kurduğu baskı ile. İngiltere'nın şoku atlatıp oyuna tekrar dahil olmasında en büyük pay onundu, ikinci devrede Henderson ve Saka'nın da devreye girmesiyle önce oyunu sonra skoru eşitlediler. Maç geneline baktığımızda Southgate'i eleştirmek haksızlık olur, böyle bir Fransa takımına karşı erkenden geriye düşmesine rağmen dirençlerinin kırılmaması kesinlikle büyük bir başarıydı. Ancak 1-1'den sonraki yaklaşımını da eliştirmek lazım, Fransa'nın 1-1'i kırmak için gaza bastığı anlarda kendisinin yaklaşımı daha muhafazakar oldu, oyuncu değişikliklerindeki gecikme bunun bir kanıtı. Mount-Grealish-Sterling oyuna daha erken girseydi sonuç ne olurdu merak etmemek elde değil. İngiltere iyi oyuna rağmen bir turnuvadan daha kupasız dönüyor ancak oldukça genç bir nüvelerinin olduğunu ve alttan üretimin de sürekli devam ettiğini (bkz. Bellingham) uzun vadede umutsuz olmaları için bir sebep yok, kendilerini bir süre daha bu noktalarda görmeye devam edeceğiz büyük turnuvalarda.


Dünya Kupası Notları & Fas: 1 - Portekiz: 0

 

Dünya Kupalarında 2002 Türkiye'den sonraki belki de en etkileyici underdog hikayesini yazmaya devam ediyor Fas. Turnuva dışına ittikleri takımlar arasına Belçika ve İspanya'dan sonra Portekiz'i de eklediler. Bu performanslarını daha da değerli kalan unsur ise sahaya gerçekten kaliteli bir futbol sunmaları, sonuna kadar hak edilmiş bir yarı final oldu bu. 5 maçta toplamda sadece 1 gol yediler, maçların neredeyse hepsinde oyunun temposunu ellerinde tutan taraf olmayı başardılar. Regragui'nin sadece 2.5 ay içerisinde oluşturduğu bu takım Dünya Kupası tarihinde kendilerine silinmeyecek bir yer edinmeyi başardı şimdiden.

Fas'ın oyununu gol öncesi ve gol sonrası olarak ikiye ayırmak mümkün. Gol öncesinde topu olabildiğince rakibe verip geriden hızlı çıkmayı planladılar, bu planları da gayet iyi bir şekildi işledi, ilk devrede oyunun net hakimi Fas'tı. Tempoyu düşürmek gibi bir niyetleri asla yoktu, aksine oyunun hızını üst seviyede tutmak için ellerinden geleni yaptılar. Topa bu kadar az sahip olan bir takımın tempoyu yükseltme ve düşürme konusunda ipleri elinde tutabilmesi de ayrıca şapka çıkarılması gereken bir detay. Bu kontrollü tempo, Portekiz'in de ek bir çözüm üretememesi ile meyvesini 41'de verdi, Attiyat'ın ortasında nefis yükselen En-Nesyri kafa vuruşuyla skoru 1-0 yaptı. İkinci devrede ise, biraz da personel eksikliğinden ve üst düzey eforla geçen 4.5 devrenin getirdiği yorgunluktan, tamamen kapanan bir Fas izledik. Amrabat'ın önderliğinde blok savunma konusunda da hatasız bir performans gösterdiler, birçok tehlikeli gol ayağına sahip Portekiz'e karşı gol yemek bir kenara girdikleri pozisyon sayılarını dahi minimumda tuttular. Belçika, İspanya ve Portekiz'i turnuva dışına iten bir takıma artık underdog denemez, karşıdan kim gelirse gelsin yarı finale net favori olarak çıkmayacakları aşikar.

Portekiz adına ise tamamen hayal kırıklığı olan bir son oldu. İsviçre karşısında gösterilen dominasyonun da etkisiyle belki de erkenden yarı final havasına girip Fas'ı küçümsediler, nitekim ne ilk devre skor 0-0'ken ne de ikinci devre gole ihtiyaçları varken yaratıcı bir çözüm göremedik Santos hocadan. 80-85'den sonra son çare olarak başvurulması gereken doldur boşalt oyununa daha 60. dakikadan itibaren bel bağladılar. Akan oyunda kilidi açmak için bir B planı görmek bir kenara dursun korner organizasyonlarında dahi aynı şeyi deneyip farklı sonuçlar bekleyen bir görüntüleri vardı. Fas'ın da yorgunlukla beraber mecburen kapanmasının ardından 30 dakika boyunca baskı kurmayı başardılar ama bu baskı üretkinliğe dönüşmedi hiçbir şekilde. Ronaldo bir kenara, ilk 11'de Cancelo, Leao ve Carvalho'yu görememek personel kararlarını ciddi derecede sorgulacaktır Santos'un. Ronaldo için de oldukça yürek burkan bir son oldu. Turnuva öncesi Manchester United'la yaşadığı sorunlarla başlayan süreç, kaptanı olduğu milli takımda benchte bırakılmasına ve nihayetinde silik bir son Dünya Kupası performansıyla sonuçlandı. Gönül isterdi ki, yarı final-final gelmese dahi Ronaldo'dan alışık olduğumuz görkemli bir performans ile en büyük sahneden inseydi ancak maalesef gerçekler bu şekilde tezahür etmedi.


Dünya Kupası Notları & Arjantin: 2- Hollanda: 2 (pen: 4-3)

 

Son 20 yılın Dünya Kupası şampiyonlarına baktığımızda hep iyi takımlar görüyoruz: 2006 İtalya, 2010 İspanya, 2014 Almanya, 2018 Fransa...Hepsi güçlü bir oyuna sahip, karakteri olan ve dolayısıyla aldıkları şampiyonlukları sonuna kadar hak eden takımlardı. Ancak Dünya Kupası'na 'romantik' taraftan da bakan insanlar için hep bir şey eksikti bu takımlarda: evet güçlü bir oyunları vardı ama sürükleyici bir hikayeleri yoktu, kupa yollarında ikonik anlar yoktu veya çok nadirdi. 2022 Arjantin kupaya ulaşabilir mi bilinmez ama eğer ki mutlu sona ulaşırlarsa, son yılların hikaye açısından en dolu takımı olacakları aşikar. İlk maçlarını kaybedip daha ikinci maçlarından elenmenin kıyısına gelmeleri ve o dip noktadan yeniden doğmaları, kupanın açık ara en iyi tribününe sahip olmaları ve maçları adeta ev sahibi gibi oynamaları, turnuva tarihine geçecek bir çeyrek final maçı ve elbette son olarak, fotoğraftaki adam. 

Messi'nin son Dünya Kupası olması elbette onun adına beklentileri arttırmıştı ama muhtemelen kimse bu derece imza bir performans beklemiyordu. Meksika ve Avustralya maçlarında tıkanan oyunu tamamen kendi yarattığı goller ile açmasının ardından bu sefer de Hollanda kilidini 4 kişiyi birden eksilten muazzam bir asistle açtı. Ardından 70'te de penaltısı ile skoru 2-0'e taşıdı. Hollanda son 10 dakikada skoru 2-2'e taşıyıp uzatmalara morali tavan yapmış bir şekilde giderken oyunun hikayesini değiştirip tempoyu yine takımına kazandıran da yine oydu. Van Gaal'in Messi'ye yaklaşımı topsuz alanda yüksek markajla ilk noktada topu ayağından uzak tutmaktı ve bu planı kısmen başarılı bir şekilde de uyguladı ancak yine de yeterli olmadı. Messi'nin bu tarihi turnuva performansında en etkileyici unsur sadece mükemmel futbolla sınırlı kalmayıp oyuna ve skora etki açısından maksimum verimliliğe sahip bir turnuva geçirmesi. 

Messi harici Arjantin performansına baktığımızda ilk golü yedikleri 83'e kadar kusursuz olmasa da oldukça iyi bir oyun ortaya koyduklarını belirmekte fayda var. Hollanda'nın kendilerini sindirmeye çalışan oyununa karşın sabırlı davrandılar, önde topa baskıdan asla vazgeçmediler ve bu sayede oyunun temposunu hiçbir zaman tamamen Hollanda'nın eline vermediler. Ortalama üstü bir savunma performansının da altını çizmekte fayda var, Meksika maçından bu maçın 83. dakikasına kadar geçen 353 dakikada sadece 1 gol yediler ve buna ek olarak verdikleri pozisyon sayısını da minimize ettiler. 2-1 ila 2-2 arasındaki 18 dakika ise maalesef felaket bir sekanstı Arjantin adına. Oyunu soğutmayı başaramadılar ve Hollanda'nın her geçen dakika baskıyı arttırmasına izin verdiler. Hırvatistan karşısında final vizesi alıp alamayacaklarında 0-83 ve uzatmanın ikinci devresindeki tempolarını mı sergileyecekleri yoksa 83-90+11 arası performanslarına mı dönecekleri belirleyici olacak.

Hollanda'da gol için plan ilk etapta ABD maçındaki planın kopyasıydı. Topa sahip olma oranını arttırıp tempoyu düşürmeye çalıştılar ancak golleri de toplu oyun sonrası set aksiyonlarının aksine kapılan toplarda orta sahayı hızlı geçip; ortada Depay, çizgide Dumfries, önde de Gakpo ile pozisyon aradılar. Karşılarında bu planı çok iyi karşılayan bir Arjantin olunca, önce 64'te De Jong'u 78'de de Weghorst'u oyuna atıp tamamen uzun forvetlerine hava toplarında kullanmayı amaçladı Van Gaal, bunu da başardı. Uzatmalara giderken moral avantajı net bir şekilde ellerinde tutuyorlardı, bunu değerlendirememeleri kendilerine tura mal oldu. Penaltılardan önce de uzatmanın ikinci devresinde de pekala golü yiyip elenebilirlerdi, Arjantin'in girdiği ve değerlendiremediği pozisyonların haddi hesabı yoktu o 15 dakikalık sekansta.

2-0'dan son 10 dakikada 2-2 olan bir maç, unutulmaz bir seri penaltı atışları, Messi'nin ikonik performanslarına bir yenisini eklemesi, 13 sarı kartla Dünya Kupası rekorunun kırılması, maç içerisindeki yüksek gerilim ve maç sonundaki olaylar...Turnuvada izleyeceğimiz daha 6 maç var ancak bu maç şimdiden kupanın en iyi maçı adayları listesine güçlü bir şekilde adını yazdırdı.

9 Aralık 2022 Cuma

Dünya Kupası Notları & Hırvatistan: 1 - Brezilya: 1 (pen: 4-2)

 

Hırvatistan'ın Brezilya karşısında rahatlıkla esinlenebileceği bir plan vardı: İsviçre'nin Brezilya karşısında oyunu 80'e kadar eline kadar tutan planı. Çok daha iyi bir kadroyla bu planı en az İsviçre kadar iyi işletebilmeyi amaçladılar, nitekim maçın hikayesi de bunun üzerinden oluştu. Eleme maçlarında görece zayıf takımın klasik planı olan topu rakibe verip geride yerleşip fırsat buldukça kontra denemek yerine Brezilya'nın tempoyu asla eline almasına izin vermeyen, bunu da zaman zaman topa sahip olarak zaman zaman da orta sahada baskıyı arttırıp Brezilya ön dörtlüsünün ortalama oyun pozisyonlarının normalin geride oluşmasına yol açan bir Hırvatistan vardı. Neymar'dan çok Rapinha ve Vinicus'u geriye itmeleri bu ikilinin en tehlikeli oldukları noktalarda birebir pozisyonlar yakalamasının önüne geçti, orta sahada da Modric'in liderliğinde baskın bir Hırvatistan olunca (bunu Paqueta-Casemiro ikilisine karşı yapmış olmaları daha da etkileyici yapıyor) Brezilya'nın üretebileceği çözümler azaldı.

Brezilya ritimle çalışan bir takım. Bu ritimi yakaladıklarında turnuvanın belki de en yüksek potansiyele sahip takımı, nitekim bunu Sırbistan ve Güney Kore karşısında gösterdiler. Ancak 1-0'ı erken bulamadıklarında yaşadıkları krizin fragmanını İsviçre maçında izlemiştik. Bu maçta da Neymar'ın üst üste iki verkaçıyla tek başına yarattığı enfes gol, yine krizi bir şekilde atlattıklarını düşündürdü ancak Petkovic'in golü senaryoyu en başa çevirdi. Tite'nin oyuncu değişiklikleri dahil 120 dk boyunca farklı bir çözüm ortaya koyamaması iyi kadronun gölgelediği hocalık eksikliklerini göz önüne serdi. Set hücumunda bu kadar tıkandıkları bir maçta kaptırdıkları topları önde basarak Hırvatistan'ı eksik yakalamayı çalışmayı daha çok denemeleri olasıydı ancak bunu nedense tercih etmediler. Çok kalp kırıcı bir şekilde elendiler ancak 120 dk boyunca sahaya bir çözüm koyamayan takım için çok da haksız bir elenme olmadı bu. 

Hırvatistan ise son Dünya Kupası'ndaki finalden sonra bu sefer de yarı final yaptı. Modric önderliğinde ayakları yere basan çok sağlım bir takım görüntüsü çiziyorlar ve şu ana kadarki 5 maçlarında yakaladıkları namağlup seriyi sonuna kadar hak ettiler. 

4 Aralık 2022 Pazar

Dünya Kupası Notları & Fransa: 3 - Polonya: 1

 

Star performansı açısından çok bereketli bir turnuva olmuyor şimdiye kadar Dünya Kupası. Takımını sırtında taşıyan bireysel performansları saymak istesek bir elin parmaklarını geçmez muhtemelen. Ancak öyle iki adam var ki, tek başlarına neredeyse bu argümanı tersine çevirmeye ant içmişler: Messi ve Mbappe. Ortaya koydukları oyunun çok etkileyici olması bir kenara, performanslarının hep kritik noktalarda takımlarının kırılma noktalarında zirve yapması, bu performansları istatistik kağıdını dolduran rakamlardan çok daha öteye taşıyor. Nitekim dün Messi, bugün de Mbappe; takımlarının tur krizine doğru adım adım gittiği anlarda tam zamanında maçın hikayesini değiştiren hamlelere imza attılar. Mbappe'nin atılan 3 golde de imzası vardı, ilk golde Giroud'ya nefis bir asist yaparak perdeyi açtı, 2. ve 3. gollerde ise turnuvanın en iyi golleri arasına girmeye aday iki gol bıraktı Polonya kalesine. 

Fransa'nın diğer tepe takımlara karşı kendilerini öne çıkaran üç ana etken var: net bir ilk 11, üst düzey atletizim-fizik kalitesi ve kapalı savunmayı açma maharetleri. Net bir ilk 11 konusunda krediyi elbette Deschamps'a vermek lazım. Bu kadar çok sakatla geldikleri turnuvada net bir 11 oturtmuş olmak büyük başarı, Arjantin gibi hala en optimal 11'ini takımları gördükçe bu faktörün değeri daha net anlaşılıyor. Üst düzey atletizm ve fizik kalitesi yeni bir şey değil, Fransa'nın bir süredir diğer ülke takımlarına üstünlük kurduğu bir nokta. Ama bu kozun yıllar içerisinde daha da olgunlaştığını ve Deschamps tarafından daha verimli bir şekilde kullanıldığını gözlemlemek mümkün. Rakip olarak Polonya, oyun olarak olmasa da fizik mücadele açısından ciddi bir testti, oldukça başarılı bir şekilde geçmiş oldular bu sınavı. Kapalı savunmayı açma noktasında ise Mbappe'nin katkısından bahsetmeye zaten gerek yok ancak bu noktada Griezmann'a ayrı bir parantez açmakta fayda var. Mbappe-Dembele-Giroud'ya kıyasla gol yollarında çok gözükmese de onların arkasında 6-8-10 numara rollerini bir arada harmanlayan ve orta saha-hücum bağlantısını nefis bir şekilde kuran bir Griezmann performansı izliyoruz. Fransa, bu turnuvada Kante-Pogba ikilisini aramıyorsa bunu en büyük ölçüde Griezmann'a ve onu bu şekilde verimli kullanan Deschamps'a borçlu.

İlk 16'ya kalan takımlar arasında bu noktayı en hak etmeyen takım muhtemelen Polonya'ydı. Oldukça sönük bir futbol ile, sadece Suudi Arabistan'a attıkları 2 gol ile gruptan çıkmayı başarmışlardı. Dolayısıyla Fransa'ya karşı üretecekleri çözümler açısından da beklenti düşüktü ama belki de bu düşük beklenti sebebiyle sahada oldukça iyi duran bir Polonya izledik, en azından ilk gole kadar. Özellikle 20-45 arası oynadıkları 25 dakika, grup maçları dahil en iyi 25 dakikalık sekanslarıydı. Oyunu geride kabul edip kontra deneme formulünü aşıp adım adım topa sahip olma oranını arttıran ve tempoyu eline alan bir Polonya izledik bu sekansta. İronik bir şekilde, golü de tam bu sekansın sonunda yediler. 1-0 gerideyken ise çok bir şey sunamadılar oyun açısından. Bu 25 dakika, kendilerini nihai hedefe ulaştırmasa da belki de onları son 16'nın en olumsuz hatırlanan takımı olmaktan kurtardı.